Bir ateş böceği bırakınca yüreğime uyarı ateşini

Savaş alanına döndü  dingin Ege kasabası

Oysa sana benzetmiştim denizini

deniz sen,içinde parlayan taşlar dizelerindi

Yüreğim yangın yeri sanki,kasırgalar çıktı içimde

Sordum içime

Yüzlerce tümce geçirirken tırnaklarını

Kalbinin gözbebeğine

Bile bile hala nasıl saklıyorsun onu içinde

Sustu çığlık çığlığa…

yangınlar titredi o an dudağımda.

 

Eylül yağdıkça başından,sen hazirana susadın.

Oysa kahverengiye hüznü sen yüklemiştin,

Biliyor musun?

Artık daha koyu kahve gözleri yağmurun

Hatta birazda kara, ışıktan yoksun.

 

Ellerim buz keserken ayaz gecelerde

keşkeleri kovuyordum, iyikilerime gölge etmesinler diye

Sen;gökyüzüne uzanıp yıldızlara dokunuyor,

Buluttan yorganlarla örtüyordun

yalancı sevdaların üstünü her gece…

Usta Şairin de dediği gibi’’ben eylül,sen haziran’’

Başka söze ne hacet!

Madem ki  vazgeçemediğindi haziran

neden uğradın eylüle?

Bak ,mevsimsiz yağıyor yağmur

Korkuyorum sele kapılacak yüreğim…

Oysa ben sessizce gidiyordum zaten

sussaydı ağustos böcekleri…

 

Nurcan Çakır

 

 

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir