veda

Hüsn-ü hüznüm,
bağladığında infaz kurdelesini belime
kırıktı kefenimin beyazı
daha çıkmadan kapından
patladı dikişleri,teğelledin aceleyle üzerimde
zebaniye emanet ederken eserini
besten, mızrapsız çalınacaktı kaygısızca
hibe edilmiş bedende

aykırıydı öğüdüne gidişim
kefenle çıktım kapından bu gün
az sonra giyecektim siyah elbisemi
uzun olacaktı çok uzun
tasarımcısı hayattı

annem unutunca oynayamadığım
bebeklerimi çeyiz sandığıma koymayı
enkazın ortasında iki küçük kız çocuğu
pamuk ipliğinden düş salıncağında
umutlarını salladı yıllarca…
beraber büyüyeceklerdi
çok çabuk büyüdüler.
açıldı devrilen kilitler,kapılar
zafere giden yola
karanlıktı ama
aydınlatacaktı omzumdaki iki melek yolumuzu

görmemek için ağladığını
musalla taşında yazacağım
beklediğin şiiri
nasıldı diye sorduklarında
iyiydi diyemeyeceksin
anlayacaksın yürek yangınlarında
çığlıkların dilsizliğini
işte yazdım bestenin sözlerini
çal şimdi,hüzzam olsun..

ama ben dinleyemeyeceğim..

Babama…..

 

Nurcan Çakır

 

Share