Seksenli yılların çocuğuyum. Garip ve bölünmüş bir ruh taşıyorum yanımda, koca bir çanta dolusu taştan farksız meret! Devrim, darbe, savaş, soğuk savaş, yenilen, direnen ve yenilmek isteyenlerin kapısından çıkıp ergenliği yeni yüzyılda salladım, attım! ‘Kazanan’ı saymadın diyorsun… O hiç olmadı ki! Dur biraz, yol yorgunu ‘benlik arayışı’yla daha iki laf edememişken, ‘benlik dediğin şey iki dakikalık iş’ diyenlerin yanında ne işim var? Hayır, öyle kolay unutmayacağım! Yolum uzun sayılmaz, göz kapama mesafesinde bir kahvehane var, rüyadan sağa dönünce hemen karşı kaldırımda… Acele etmem lazım, peşimde bir ülke dolusu unutkanlık var. Aylardan Kasım, puslu bir soğuk… İçimdeki boşluk yüzünden mi böyle ölür gibi üşüyorum?.. Geldim işte, ne güzel kokuyor odun ateşi! Murat Belge mi şuradaki, Füsun Akatlı’nın yanında oturuyor? Ateşin başında gülümseyerek duran Funda Soysal, Serpil Erdemligil’le tatlı bir sohbetteler… Doğru düşünüyorsun; benim için geldiler! Bana Sevgi Soysal’ı anlatacaklar…

Tamamını Oku.

 

 

Share