İnternetin en çok okunan Türkçe edebiyat-eleştiri dergisi sabitfikir.com’un basılı dergisi Sabit Fikir, bu kez kitap fuarlarının Türkiye öyküsüne eğiliyor… Tabii ki “farklı bir açı”dan!

Sabit Fikir, Kasım sayısında da çarpıcı bir dosyaya hayat vererek, Mehmet Onur Doğan’ın kaleminden kitap fuarlarını irdeliyor:   Kitap fuarları içinde bulunduğumuz çağda okurun taleplerini yerine getirebiliyor mu? Türkiye’de kitap fuarları ne durumda? Fuar satışlarında indirim yüzdeleri ne olmalı? Kitap fuarlarının edebiyata ve yayıncılık sektörüne katkıları neler? TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı yeterince uluslararasılaşabildi mi? Şehir içine taşınmalı mı? Bunun gibi pek çok sorunun yanıtını, ünlü yazar ve yayıncılardan da gelen farklı bakış açılarıyla zenginleşen özel dosya çalışmasında bulmak mümkün.

 

küçük İskender, Ömer Türkeş, Faruk Duman, Kaya Genç, Hayati Roman’ın da aralarında bulunduğu pek çok ismin eleştiri yazılarına yer veren Sabit Fikir’in bu sayısında, bu yılın FilmEkimi’nde edebiyata teğet geçen filmleri genç sinema eleştirmeni Melikşah Altuntaş’ın yorumuyla okumak mümkün. Öte yandan, Sabit Fikir’in dizi yazıları da sürüyor: Ceyhan Usanmaz, Yarım Kitaplar’da 2003 yılında kaybettiğimiz akademisyen Sadi Konuralp’in tamamlanamayan “Film Müziği” adlı çalışmasına yer verirken; Sibel Oral Harf-i Memnu’da kitap yasaklama maceralarına “Ulysess” ile devam ediyor. Dünyadan köşesinde ise Mert Tanaydın büyülü gerçekçiliği ele alıyor.

Idefix ve Prefix’le ücretsiz

Kapak illüstrasyonunu genç çizer Sedat Girgin’in yaptığı  dergide, edebiyat ve yayıncılık dünyasından haberler ile düşünce özgürlüğü ihlâlleri de yer alıyor.

 

Yayın yönetmenliğini Elif Bereketli’nin yaptığı Sabit Fikir, Idefix ve Prefix paketleriyle ücretsiz. Sabit Fikir’in içeriğini ve daha fazlasını www.sabitfikir.com adresinde bulmak mümkün.

 

İşte pek çok yayıncının görüşleriyle renklenen “Hem ziyaret, hem ticaret” başlıklı dosyadan bazı çarpıcı bölümler:

 

Kitap fuarları:

Hem ziyaret, hem ticaret

Mehmet Onur Doğan

Klişe bir giriş cümlesi ile başlayalım: Kitap fuarlarının tarihi neredeyse basılı kitapların tarihi kadar eski; kitaplar matbaadan çıkar çıkmaz fuar alanına taşınmış. Gutenberg’in matbaayı keşfettiği Mainz şehrinin yanı başındaki Frankfurt’ta, henüz internet yokken de bilginin paylaşılmaya meyilli olmasından olsa gerek, 15. yüzyılın sonunda Avrupa’da yaklaşık 1000 matbaanın olduğu dönemde başlamış ilk kitap fuarı. Ancak Aydınlanma döneminde oldukça önemli bir şehir olan Leibzig’de düzenlenen kitap fuarı 1632’den başlayarak uzun bir süre için Frankfurt’u gölgede bıraksa da İkinci Dünya Savaşı sonrası yeniden öne çıkan Fuar 1949’dan beri uluslar arası nitelik taşıyor ve yayıncılık dünyası için en önemli fuar olma özelliğini sürdürüyor. Frankfurt Kitap Fuarı’nın yayıncılık dünyasındaki yeri elbette tarihi geleneğinden ziyade şehrin ekonomik konumuyla ilintili. Fuar turizmi ve fuarcılık, Avrupa’nın en yüksek gökdelen bölgesine sahip ve en zengin kentlerinden Frankfurt’un önemli ekonomik faaliyetleri arasında. Bu nedenledir ki şehrin en çok çalışan barındıran işletmesi havaalanı. Bankalar şehri olarak da anılan Frankfurt, kimi mühendislik, hizmet sektörü ve bilişim firmalarının yanı sıra Deutsche Bank ve Avrupa Merkez Bankası’nın da ev sahipliği yapıyor. Kısaca kitap fuarlarının en büyüğü Avrupa ‘kültür başkenti’nde değil, ‘ticaret başkenti’nde gerçekleşiyor. Türkiye’de kitap fuarları ise 12 Eylül’ün ardından kitap okumakla hava atmanın pek cazip olmadığı yıllardaki yaygın kitap alerjisine karşı 28 yayınevinin bir araya gelmesiyle Tüyap Ticaret Merkezi’nde (bugünkü Marmara Otel’in altı) başladı. 5 yılın ardından popülerleşeceği Taksim Tepebaşı’ndaki binaya geçen fuar, 2002 yılına kadar burada düzenlendi. 2002 yılında ise fuarın organizatörü TÜYAP’ın (Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş.) Beylikdüzü’ndeki yeni Fuar ve Kongre Merkezi’ne taşındı.

“İstanbul Kitap Fuarı 12 Eylül döneminin kitap alerjisine karşı başlatıldı”

TÜYAP’ın binasına taşınma süreci pek de sancısız olmadı aslında. Hâlâ ne zaman İstanbul’da kitap fuarı konuşulsa, hemen, uzaklığı, ulaşım zorluğu ve okurların kitap fuarı yolculuğunda çektikleri çilelere ilişkin hikâyelerle gündeme gelen bu alana, (Tepebaşı’nda uzun süredir varlık göstermelerine rağmen) gitmek istemeyen yayınevleri oldu. Yayınevi olarak her sene bir önceki yerleşim düzeni üzerinden şekillendirilen yerleşim planında yerinizden şikayetçi iseniz eğer, “ilk sene gitmemiş olmak” halen geçerliliğini sürdüren bir mazeret. Yer konusu kitapseverlerin en çok yakındığı konu. Burada uzun uzadıya durumu ve örnekleri anlatmaya gerek yok; uzaklığın yanı sıra ulaşım konusunun da nasıl bir dert olduğunu, Metrobüs’ün faaliyete geçmesiyle birlikte başka noktalardan servislerin de azaldığını, şehrin trafik keşmekeşi ile mücadelenizi, yayınevlerinin her şeye rağmen gelen okurları ‘kahraman’ olarak andıklarını, Avcılar durağından bindiğiniz servislerde otobüs şoförünün sizden yol tarifi isteme ihtimalinin de bulunduğunu biliyorsunuzdur. Hele ki Anadolu yakasında oturuyorsanız birkaç sene evvel başlayan İzmit Kitap Fuarı size –eğer daha yakın değilse aynı mesafede bulunuyor. Eğer böyle düşünüyorsanız, yayınevleri de sizinle aynı görüşte; Günışığı Kitaplığı Genel Yayın Yönetmeni Mine Soysal uzaklık ve ulaşım problemleri dolayısıyla geçmişte fuarın katılımcısı olan okurların bir kısmının yitirildiğini söylüyor: “Fuar, altyapısı yetersiz bir megapol için çok uzak. Ulaşım, katılımcı için de ziyaretçi için de büyük sorun. Şoförlü aracı olmayan ileri yaş grubu fuar ziyaretçisini çoktan yitirdik. Çok az insan iş yaşamından sıyrılıp gelebiliyor Beylikdüzü’ne. Hafta sonları popüler adların etkinlikleri katılımcı sayısını artırabiliyor yalnızca.”

 

Kırmızı Kedi Yayınevi Genel Yayın Yönetmeni İlknur Özdemir fuarın birkaç kez ziyaret edilen sosyal bir etkinlik olma özelliğinin taşınmayla beraber kaybettiğini vurguluyor: “Merkezi bir yerde olsa 3-4 kez fuara gidebilecek kişiler Beylikdüzü’ne ancak bir kez gidiyorlar. Tepebaşı’ndaki gürültülü, daracık, sıkışık ortamı özlemiyor değilim. Üstelik fuar çıkışı gidilebilecek onca yer de var.” Ancak o ortama geri dönmek pek mümkün görünmüyor.

 

Basın Yayın Birliği’nden Münir Üstün’e göre, “TÜYAP bundan sonra şehir merkezine dönemez.

Bu kararı beklemek biraz ütopyacılık olur. Şehir merkezine böylesine büyük bir pazarı yerleştirmek ziyaretçisi 400 bin kişi olan bir organizasyon düşünüldüğünde iyi olmaz ve hareket kabiliyetimizi kısıtlar. Otopark ve toplu ulaşım meselelerini çözmeye odaklanmak en akılcı hareket olur. Bu sayede hem TÜYAP hem de yayıncı ve okuyucularımız rahat bir nefes alırlar.”

 

Can Yayınları sahibi Can Öz ise şikayetlere kendilerinin de katıldığını ama çözümün yanlış yerde arandığını söylüyor: “Evet biz kendimiz de fuara giderken çok yoruluyoruz, şikayet ediyoruz. Ama bunun çaresini yanlış adreste arıyoruz. Dünyada artık yüzbinlerce kişinin katıldığı organizasyonlar şehir dışlarına kayıyor; statlar, fuarlar, üniversiteler vs. Ulaşım sorununu bu organizasyonları şehir merkezine taşımakla değil, hızlı toplu taşıma ile çözülüyor. Yıl boyu çeşitli fuarlar yapıp milyonlarca insanın uğradığı koskoca Tüyap Fuar Salonu’nun kapısına kadar giden metrobüsümüz, trenimiz yok. Esas sorun bu. Yoksa her büyük organizasyonu Taksim’e taşımaya kalksanız bu sefer oralara hiç giremezsiniz.”

 

Sel Yayıncılık editörü Bilge Sancı ise benzer bir altyapı problemiyle birlikte, organizasyon eksikliğini de dile getiriyor: “Dünyada örnek gösterilen bütün fuarlar şehrin ortasında, ulaşımın son derece elverişli olduğu alanlarda yapılıyor. Dolayısıyla neredeyse şehir dışında gerçekleşen bir fuara ulaşım için olanaklar daha fazla zorlanmalı; metrobüsten sonra balık istifi binilen, yarım saatte bir kalkan otobüslerle yetinilmemeli.”

 

Sancı öte yandan başka bir yöne de işaret ediyor: “Fuar çok uzak, ulaşım çile, servisler berbat, otopark yetersiz… Okur da yayıncılar da bunu senelerdir söylüyorlar ancak değişen bir şey yok! Evet katılımcı sayısı daha fazla, evet Tepebaşı’na sığmıyorduk ancak başka bir çözüm niyet olduktan sonra pekâlâ bulunabilir.”

 

TÜYAP’ın kira ödemek zorunda kalmadığı fuar merkezi dışında bir çözüm aramaya niyeti gerçekten yok mu? Yayıncılar açıkça ifade etmese de TÜYAP’ın bu konudaki tutumu ve ‘niyet’i daha önce de çokça tartışıldı. Tüyap Fuarcılık Grubu Kültür Fuarları Genel Koordinatörü Deniz Kavukçuoğlu’nun Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği röportaja bakılırsa gerçekten de böyle bir niyet yok. Elif Bereketli’nin yaptığı röportajda Kavukçuoğlu’nun Frankfurt’taki gibi sadece “yayıncılık sektörü”nün değil, ”okur”un da gözetildiğini vurgulaması üzerine, tam da bu nedenle “uzak”lıktan yakınıldığını anımsatan Bereketli’nin, “Yeniden kent merkezine dönme olasılığı var mı ?” sorusuna “Kesinlikle yok…” diyerek yanıt veriyor Deniz Kavukçuoğlu.

 

TÜYAP gerçekten çözüm arıyor mu? Yoksa yer var da niyet mi yok?

 

Mükerrer ziyaretçiler mevzusu

O günden bugüne bir değişiklik olmayan bu tartışmada Kavukçuoğlu’nun öne sürdüğü gerekçeleri ise ilgili röportajdan kısa bir süre sonra yine Cumhuriyet’te Oktay Ekinci yanıtlamış ve o da ‘niyet’ vurgusu yapmış: …(Deniz Kavukçuoğlu) “kararlı”(!)lığın gerekçesinde bile fuarın “İstanbul kimliği”ni yitirdiğini onaylarcasına diyor ki: “Silivri-Bakırköy arasında 12 milyon kişi yaşıyor. Şikayetlerin geldiği bölgede (merkez semtler) ise 1.2 milyon. Kime göre, neye göre uzağız? Ayrıca bu bir İstanbul Fuarı değil, Türkiye fuarı”!… Oysa Tüyap Kitap Fuarı tam 20 yıl Beyoğlu’nda herkesle kucaklaşarak gelenekselleşti. Oradayken yine Kavukçuoğlu’nun “ticari açıdan olumsuz” bulduğu “mükerrer ziyaretçi”lerin fazlalığı, “kentle bütünleşme”sinden ötürüydü… Kitap fuarında “buluşulur”du… Çalışanlar ya da öğrenciler; öğle tatilinde ya da akşam oradaydılar, Beylikdüzü içinse o gün “izin” yapmak zorundalar. Kaldı ki hem Bakırköy-Silivri için “1.2 milyon” bilgisi yanlış hem de acaba ziyaretçilerin yüzde kaçı oradan? Kavukçuoğlu da “Bunca mesafe kitap için katediliyor…”dediğine göre, asıl “müşteri”lerinin, üniversitelerinde en yoğun olduğu 50 km. ötedeki “merkez”lerden geldiğini biliyor.” Kavukçuoğlu’nun bu konuda öneri olmadığı iddiası da Ekinci tarafından tartışılmış: “Öneri yok” serzenişine gelince… Yine önceki tüm yazılarımda özellikle şunu vurguladım: TÜYAP, tarihsel “aydınlanma” görevini başarıyla yaptı, yapıyor… Ulusça şükran borçluyuz. Ancak, ”yer” için sonsuza dek TÜYAP’ın mülküne tutsaklık şart mıdır? Kitap fuarı, Kavukçuoğlu yönetiminin çalışkanlığı ve duyarlılığı sayesinde artık “kamunun”dur; bu nedenle görev sırası da “kamuda”dır. Bu fuara “İstanbul’da” bir yer yaratılması, başta belediye, valilik ve Kültür Bakanlığı olmak üzere, tüm “kamu sorumluları”nın öncelikli görevi değil midir? Ülkenin yayıncıları, yazarları, aydınları… Bunu hep birlikte ve kamuoyu desteğini de alarak ısrarla talep ettiklerinde, kim “yer yok” diyebilir ki? Üstelik 7 yıl önceye göre “uygun” yerler de var ama galiba hala “niyet” yok.

 

Ucuzluk, Görsellik ve “Yer Kaplamak”

 

Bu arada “gerçekten okur”un fuarla ilgili önceliği, kitabın sonu gelmediği için, tabii ki fiyat olacaktır. Pek çok okur bu kadar yol çektiği fuarda yapılan indirimleri yeterli bulmuyor. Ne de olsa normalde kitapları etiket fiyatını üzerinden paylarla çıkaran yayıncılar için burada aracı yok!

 

Basın Yayın Birliği’nden Münir Üstün de okurların haklılığını vurguluyor: “Kitaba ihtiyacı olan okur tabi ki indirim de ister pazarlık da yapar, bunda bir tuhaflık görmüyorum. TÜYAP Kitap Fuarı’nın açılmasını bekleyen ciddi bir okur kitlesi olduğunu düşündüğümüzde kahraman okurlarımızın indirimi hak ettiklerini düşünüyorum. Fakat bazı büyük yayınevleri %20’den fazla indirim yapamıyorlar çünkü maliyetleri çok ama çok yüksek…”

 

İlknur Özdemir de; “Fuar indirimleri normal. Fuarın yer kirası, stand masrafı, çalıştırılan personel gideri gibi masrafları düşünüldüğünde daha fazla indirim pek mümkün değil,” diyor. Maliyetler konusunu hemen hemen her yayıncı vurguluyor.

 

Mine Soysal ise her yıl artan stand fiyatlarına dikkat çekiyor. Idefix’ten Bora Ekmekci ise stand yerleşimlerinin şeffaf bir politikayla belirlenmesi gerektiğinin altını çiziyor ve aksi takdirde olumsuz düşüncelerin ortaya çıkabileceğini söylüyor.

 

Bilge Sancı’ya göre: “Bu konuda kimseyi memnun edebilmek mümkün değil, okur aracısız olarak ulaştığı kitapta haklı olarak internetten daha fazla indirim bekliyor; yayıncı yüksek kiraları karşılayamama endişesi taşıyor; kitapçı yıl boyunca yaptığı işin sekteye uğratıldığını düşünüyor. Ancak en nihayetinde Tüyap bir okur fuarı ise yayınevleri mümkün olduğunca onların taleplerini karşılamaya odaklanmalı.”

 

Ancak yayınevlerinin standların gösterişi konusunda söyledikleri maliyetler konusundaki durumla çelişiyor, görselliğin giderek öne çıkmasını genel olarak kaçınılmaz buluyorlar. Erdem Öztop, “Görsellik, artık çağımızın bir getirisi. Fazla duygusal davranıyoruz sanırız,” diyor. Herkesi bilemem ama ben indirimi tercih ederdim açıkçası. Üstelik Semih Gümüş gibi bu aşırıya kaçan cümbüşün görüntü kirliliği yarattığını belirtenler de var. Görsellik konusu, standların yerleşimi, bazı yayınevlerinin iki salonda birden yer alırken bir kısmının yerinden memnun olmaması, yeni yayıncıların yer bulamaması gibi sıkıntılarla birleşiyor. İlknur Özdemir de standların dağılımı konusundaki eleştirilere katılıyor: “Yer kaplamak konusundaki eleştiriler haklı olabilir. Birden çok salonda fazlaca geniş yerler alan yayıncılar karşısında büyüdüğü için yerini genişletmek isteyen ama yer bulamayan yayıncılar olduğu da unutulmamalı.”

 

Can Öz durumu şöyle açıklıyor: “Bugünün çıkar üzerine inşa edilmiş dünyasında büyükler her yerde avantajlara sahipler. Ben de bu avantajları yakalamak için elimden geleni yapıyorum, yapmak zorundayım. Bu hem yayın endüstrisinin, hem de fuarcılığın temelinde vardır. Ama Tüyap’ın adil davranmak için yırtındığını da gayet iyi biliyorum, taraflı görüşüme ne kadar inanırsanız artık.”

 

Basın Yayın Birliği de Tüyap’ın hakkaniyetine güveniyor: “Özel stand yaptıran yayıncıların sayısı son yıllarda çok arttı. Yayıncılık bundan sonraki yıllarda birazda şov niteliğinde bir iş kolu olacak

diye düşünüyorum. Dünya değişiyor, sektör değişiyor, aktörler değişiyor. Yer konusunda bir takım hatırlı yayıncıların fazla şansı olduğunu bir yerlerden duyuyoruz. Ama bu konuyu TÜYAP kitap fuarının vicdanına bırakmak sanırım en iyisi… Ben TÜYAP yönetiminin hak ve adalet kavramından yana olacağı konusundaki iyi niyetimi sürdürmek istiyorum.” Bilge Sancı için bu çözülmesi gereken bir sorun: “Yerleşim, konusunda başka bir sistem geliştirilmesi mutlaka gerekiyor. Şimdiki durumda sonradan katılmak isteyen ya da zaman içinde büyüyen yayınevleri dezavantajlı durumdalar. Erken gelen oturur anlayışı sektörün bütün seslerini hak ettikleri gibi yansıtmaktan uzak.”

 

Mine Soysal da bu konudaki beklentilerini dile getiriyor: “Fuarlar, kiralanabilir ticari alanlardır. Sektörü/katılımcısı iyi tanımlanmış ve stand bölümlemesi başarılı bir fuar, ada ya da yarım ada standlar kadar, stratejik lokasyonlarda küçük standlar da sunabilmeli. Stand kiralarının ve hizmet bedellerinin her yıl ciddi oranda yükseldiği bir fuarda, müşterilere eşit önem verilmesi, koşulların iyileştirilmesi ve iyi hizmet sunulmasını beklenir.”

Share