Edebiyat, kendine tutkuyla bağlananlara garip bir empati gücü yüklüyor sanki! Görünmez bir sınır var ve okuduklarınızla onu geçtiğiniz anda, bir adım ötesinde duran harikalar diyarına misafir oluyorsunuz. Burada herkesin düşleri ve düşünceleri, diğerleri tarafından duyulur hale geliyor. Ölü veya diri, yazarların hepsi bir yerde hararetle cümleleri art arda koyarken, siz okumadan duyuyorsunuz tüm öyküyü. Kabul edin, bu güzel bir hayal! Ve hayal etmeye devam edin: Sizce Edgar Allan Poe yaşadığı dönemde çağdaşlarının arasında nasıl duruyordu? Bana sorarsanız O, herkesin nizami bir biçimde, hesaplanmış adımlarla yürüdüğü bir yolun kenarında, yarasa gibi baş aşağı sallanarak seyrediyordu dünyayı! Büyük tüylü şapkalar, kabarık etekler ve mağrur baston seslerinin içinde kendi âlemini seyre dalıyordu. Sıradan hayatının sıradan dünyaya ait parçası, çığlık çığlığa yeni ülkeler arayışındaydı ve deliliğinden dönmesini dileyenlere o ünlü şiirindeki Kuzgun gibi cevap veriyordu: Bir daha asla!

Tamamını Oku.

 

 

Share