İki bin dört eylülün on altısıydı. Dışarıdan yuva gibi görünen, az daha üç kişiye mezar olacak üzerinde tekme ve şiddetin izlerini taşıyan kapıyı kapattığında kadın.’’Bu kadar’’diyebildi. Çocuklarının haricinde yanında olan birkaç kişi ağlıyordu, dağılan yuvaya. Kimse bilmiyordu dağılanın ne olduğunu ve kadının evden çıkarken yanına aldığı cebindeki notun ne anlam ifade ettiğini kimse bilmeyecekti. Bir kaç saat sonra yeni bir hayat başlayacaktı.Bahçesinde, rengarenk güllerin olduğu ahşap ağırlıklı bir çatı katında.Hep üç kişiydiler aslında ama artık özgürlüğe adım atmanın sarhoşluğunu yaşıyorlardı.Terasa çıktılar deniz bir adım ötede gibiydi sanki,gün batımını izlediler.İnanamıyorlardı rüya bitmesin diliyorlardı.Bir hafta sonra oğlu şehir dışında okumaya gitti.Kızı basın yayın alanında çalıştığından kadın yalnızlığı da öğrenmeye hatta sevmeye başladı.İş yeri yakındı evine.Terasından gün batımını izlemek için telaşla evine koşuyordu her gün.Bir kadeh şarap ve deniz eşliğinde.Hayatının en güzel eylülünü yaşıyordu,son olduğundan habersiz.

Kadın bir güne iki iş sığdırmıştı.Hem oğlunu okutup hem de ‘’kalem’’dediği mabedinde hayatı sürdürmek için.Hiç yorulmuyordu,oysa kronik ciddi bir rahatsızlığı vardı.Rahatsızlığına da meydan okuyordu.Bir arayışı vardı bir boşluk sanki.Bir türlü adlandıramıyordu. Mümkün oldukça sosyal etkinliklere zaman ayırıyordu ama hala eksikliği tamamlanmamıştı.İki yıl sonra Türkiye’de kadın olmanın gerçeğiyle yüzleşti.Kızıyla aynı dönemde işsiz kalınca oğlunun eğitimi için hayatının katili baba evine dönmek zorunda kaldı.Bu evde olmanın tek güzel yanı Kuzguncukta olmasıydı.Kızı kısa bir süre sonra iş bulmuştu.Her gün o evde üzerine düşen düşmeyen görevleri yapıp,kızının iş çıkışında Kuzguncukta  buluşuyorlardı.Çınaraltı ve İsmet Baba’nın mistik ortamında.Can Yücel’in dizelerinin kokusunu doldurup ciğerlerine derin derin soluyorlardı.Saatlerce sohbet edip ev halkı uyuyunca onlara layık görülen,duvarları boncuk boncuk terleyen odalarına dönüyorlardı.Uyku kavramı kalmamıştı kadında.Çaresizce düşünüp çözüm üretmeye çalışıyordu.Yine sancılı bir gecede bilgisayarda adlandıramadığı boşluğun izini sürüyordu ki;hala nasıl olduğunu anlamadan ekranda papatyalarla süslenmiş mavi bir sayfa açıldı.Mavi, kadın için de herkes için olduğu kadar umuttu.Süzüldü yüreği sayfanın içine dizelerin öykülerin arasında garip bir sevinçle gezinmeye başladı.Açlığı  eksikliği müthiş bir ziyafetle sona ermişti.Sayfada iletişim bölümüne bir mektup yazdı.Minnetini ve teşekkürlerini iletti Mavi’ye .Gün doğmak üzereydi cevap geldi.’’papatyalar dokunduğunuz her yere’’.Sabaha çok dinamik başladı,içinde garip bir heyecan vardı.Görevlerini bir an önce tamamlayıp mavi sayfaya dönmek istiyordu.O sayfada gezinirken yaşadığı hayattan soyutlanıp zenginleşiyordu ruhu.Kadın edebiyata sanata ve şiire açtı.Bu sayfada hepsini bulabiliyordu.Mavi aynı zamanda bir fotoğraf sanatçısıydı.Kadın mavinin çektiği her kareye öyküler yazıyordu kendini tutamayıp.Şiirleri ve öykülerinin tadı bambaşkaydı.Kadın da karalardı yıllardır.Ancak Ustalara saygısından yazdıklarını şiir olarak adlandırmazdı.Maviyle de paylaşmadı onu da Usta olarak gördüğünden.Maviyi işaret olarak algıladı.Eğer karanlığı yaşamamış olsaydı ışığın hazzını yaşayamazdı.

Yılgınlığı yerini umuda  bırakmıştı.Yine güzel bir sabaha uyandı.Çardakta her gün olduğu gibi sabah misafirleri vardı kahvaltıda.Annesi kapıyı yumrukladı.

’’Öğlen oldu ne uykusu bu?Herkes masada kalk servisi yap.Ne ala memleket bu ne rahatlık sanki kendi evindesin.Madem bizim evimizde kalıyorsun kurallara uyacaksın’’

Buruk bir tebessümle yatağından fırladı.Elini yüzünü yıkayıp mutfağa koştu.Servis için çardağa yaklaştığında,papatyaları fark etti.Sanki ilk defa görüyordu onları.Beyaz  yaprakları inci gibi parlıyor,ortalarındaki sarı güneş gibi ısıtıyordu.Babasına’’her yıl ekelim papatyaları bahçeye’’dedi.

Babası’’Olur,bu yıl sen sevdiğin için ektim’’dedi.

Masadaki sohbet canını sıkmaya başladı.Bir kaç aylık olan yeğenini pusete koyup Kuzguncuğa indi.Kitabını da yanına aldı.Ahmet Ümit’in ‘’Patasana’’isimli kitabını okuyordu.İki genç kadın yaklaşıp,kadını sürekli burada gördüklerinden,kitaptan hayattan bahsettiler.Konu edebiyattan  şiire derken samimi  bir diyalog gelişti.Bebek huysuzlanmaya başlayınca kadın izin isteyip kalktı.Orada karşılaştığı kadınlardan biri koşarak arkasından gelip mail adresi veya telefon numarasını istedi.Kadın hiç düşünmeden mail adresini verdi.Bir kaç gün sonra mailinde bir mektup vardı.Karşılaştığı kadın cv’sini istiyordu.Hemen gönderdi ve gülümsedi sokakta tanıştığı biri ona yardım mı edecekti?İçinde bir kıpırtı vardı.Evdekilerin sığıntı muamelesine bile aldırmıyordu artık.Ertesi gün telefonu çaldı.İş görüşmesine çağrılıyordu.Bu arada cv formunu kızı hazırlamıştı.Kızı iki haftalığına Tüyap fuarındaydı onu görmeye gidecekti.Hemen hazırlanıp iş görüşmesine gitti.Salona alıp beklemesini söylediler kadına.Salonda sekreter haricinde bir adam vardı.Tanıyor olacağını düşünmeye başladı.O sırada adam selam verdikten sonra’’sizi tanıyor gibiyim,karşılaşmış olabilir miyiz?Ya da birine çok benziyorsunuz’’dedi.Kadın’’sanmıyorum’’ dedi tedbirli olmak adına.Bir yandan da adamın yüzünü bir dergi veya katalog sayfasından hatırlayabileceğini düşündü.Sekreter işverenin  odasına yönlendirdi kadını.Üç kişi vardı odada.Ortaklar ve koordinatör.Ortaklardan erkek olanının önünde kadının cv’si vardı.Sorular sormaya başladı.Sıra formda yazan programlara geldi.

‘’Bu programları biliyormuşsunuz,bizim aradığımız kriterlere uygunsunuz’’deyince kadın’’hayır o programları bilmiyorum sektörünüze yabancıyım dedi.

‘’Ama formda bildiğiniz yazıyor deyince ,bilmiyorum ama öğrenebilirim.Eğer çok aceleniz yoksa bana bir hafta yeter.Formu kızım hazırladı,yapabileceğimi düşünmüş olmalı’’dedi.Odadaki üç kişi birbirlerine bakarak başlarıyla onayladıklarını ifade ettiler.Rüya gibiydi kadın sormadan ücreti söyledi işveren,düşündüğünün iki katıydı.Ertesi gün işe başlamak üzere oradan ayrılıp hemen kızını aradı.Haberi verdi sevinçle yanına gidinceye kadar bekleyemedi.Kızının yanına gitti hem sohbet edip hem de yemek yiyorlardı.Kızı bu gün ziyaretine daha önce Antalya Film Festivalinde birlikte çalıştıkları bir ressamın da geleceğini söyledi.Çok iyi olacak senin için bu ressam aynı zamanda Ahmet Telli’nin damadı dilediğince hem resimden hem şiirden konuşabilirsin ben işle ilgilenirken deyip işe döndü.Bir kaç saat sonra kızı ressamla birlikte ona doğru ilerlerken ressamın az önce iş görüşmesi için beklerken karşılaştığı adam olduğunu fark etti.Bu gün ne kadar ilginç diye düşündü kadın.Ressam işvereninin çocukluk arkadaşıymış.Ressam kadını kızına çok benzettiği için onu daha önce tanıyormuş gibi hissettiğini söyledi.Güzel bir sohbet gelişti.Ressam Ankara’da yaşadığını,aynı zamanda kadına bir çok etkinlik ve kültür sanat edebiyata yönelik linkler verdi.

Kadın eve döndüğünde kendini çok güçlü hissediyordu.Odasına geçti ve gücünün kaynağının çaresizliği olduğunu düşündü.Çaresizliğe düşmek içten içe onu besliyordu.Mailine baktı Mavi’nin deyimiyle’’mektup’’gelmişti.

Neredesin diyordu Mavi.Uzun uzun anlattı günü ona.Mavi paylaştı kadının heyecanını mutluluğunu.Günler ilerledikçe Maviyle paylaşım artıyordu.Kadın çok mutluydu.Daha önce hiç karşılaşmadığı bir profil vardı karşısında.Erkek egosu taşımayan kadınlar hakkında en azından bir fikri olan,onunla her konuda konuşabildiği bir kimlik.Herhangi bir adlandırmaya gerek duymaksızın devam ediyorlardı.Aylar geçti kadın kendi ailesiyle yaşayacağı bir eve taşındı.İş adına bilmesi gereken her şeyi öğrenmişti.İlk yıllık olağan toplantı için bir gün öncesinden hazırladığı sunumu paylaşmak için toplantıya girdi.Şirkette çalışan tek bayan personel olduğundan hazırladığı sunumdan rahatsız oldu beyler.Sebebini çok sonra öğrendiği bir tatsızlık yaşadı toplantıda.Sebep;bu şirkette ilk defa bu tarz projeler önerisini sunan bir kadındı.Çok mutsuz oldu toplantıda yaşananlardan ve ertesi gün yapılacak yıllık toplantıya katılmama kararı aldı.Aynı zamanda işi de bırakacaktı.Eve geldiğinde kimse yoktu hıçkırıklara boğuldu.Bu iş onun için önemliydi ama onuru incinmişti.Çünkü projesi sadece şirket yararınaydı.Telefonu çalmaya başladı.Baktı numarayı tanımıyordu ve iş telefonu olduğundan açmadı.Arayan ısrarlı olunca çocuklardan birinin başka bir numaradan aradığını düşündü ve açtı.Arayan bir erkekti ve kadına ismiyle hitap ediyordu.Kadın tanımayınca ‘’Ben  Mavi’’dedi karşıdaki ses.Kadın aniden tutmaktan vazgeçti hıçkırıklarını.Hem ağladı hem anlattı her şeyi.Mavi dinledi paylaştı acısını ve bir öneri getirdi.İşi bırak ama o toplantıya git ve sunumunu yap öncesinde dedi.O gece kadını rahatlatmak veya endişelendiği için bir kaç kez daha aradı Mavi.Kadın düşündü ve sabah hazırlanıp yaşadığı kente çok yakın bir sahil kasabasına toplantı için yola çıktı.Toplantıya giderken mesaj geldi telefonuna.Gelen mesaja çok şaşırdı ilkti bu.İlklerin de başlangıcı olacaktı.Mesajda dünya kadınlar gününü kutluyordu Mavi.Garip bir duygu yaşamaya başladı.Ne acı bir şey dedi kendince,birisi onu kadın olarak nitelendiriyordu. Ana,baba,kız evlat,eş,abla olmuştu bir tek kadın olamamıştı.Gün boyu her boşlukta konuştular.

Mavi artık konuşmalarında onunla çok ortak yanlarının olduğunu hatta  ikisi arasındaki duygunun ruh örtüşmesi olduğunu söylüyordu.Ortak yönleri çoktu,Kuzguncuğu o da çok seviyor,henüz tanışmadıkları dönemlerde orada güzel anılarının olduğunu söylemişti Mavi.Her İstanbul’a geldiğinde İsmet Baba’ya mutlaka uğrarmış.Zaman ilerledikçe kadın da çok ortak noktaları olduğuna inanmaya başlamıştı.Mavi sevgiden bahsetmeye başlamıştı ama,kadın bu duyguyu daha önce hiç yaşamamıştı ve korkuyordu ki;haklı olduğunu yüreği kanamaya başladığında anlayacaktı.Paylaşım çoğaldıkça kadın sevginin  sarhoşluğunu yaşamaya başladı.Yüz yüze görüşemedikleri zaman dilimlerinde hasretleri dayanılmaz oluyor görüşecekleri günü iple çekiyorlardı.Bu arada kadın ressamın ona verdiği linklerde yine ressamın ısrarıyla karaladıklarını paylaşıyordu.Ama Maviye bir türlü bende yazıyorum dememişti.Onun yazdıklarını okumak kendi yazdıklarından daha büyük haz veriyordu.İlişkilerinin ikinci yılıydı ve kadın çok mutluydu.Mavinin söylediği her şey onun için tek gerçekti çünkü kendiside öyleydi.Yüreğiyle dili aynıydı.O yaz haziranın ondokuzunda buluştular.Mavide kadın gibi gün sayıyordu ve çok heyecanlıydı daha öncekiler gibi.Şehirden uzak doğayla iç içe bir mekan tercih ettiler.Kadın çok sevdiği manolyalarla tanıştırdı Maviyi.İlklerden biriydi ve hiç yanından ayırmadığı fotoğraf makinesiyle müthiş kareler yakaladı Mavi.Hatta birde şiir yazdı orada yağmurda kırlangıçların valsini seyrederken.Ortam sessizdi ama Mavideki sessizlik kadını acıtmaya başladı.Defalarca sordu kadın ama net bir cevap alamadı.

Bir dahaki görüşmelerinde akşam yemeğine Mavinin çocukluk arkadaşı da dahil olmuştu.Kadın pek hoşlanmamıştı ama sessiz kalmıştı.Yemekte Maviye gelen ani telefonla kalktılar.Otogara bırakması için Mavi kadını arkadaşına emanet etti.Ayrılmadan hemen önce yemek yedikleri mekanın bahçesindeki erik ağacından bir çiçek koparıp kadına verdi.Ondan aldığı ilk ve tek çiçek .Otogara giderken arkadaşı gereksiz bir samimiyetle saçma sapan konuşmaya başladı.Çok rahatsız edici bir durumdu.Yol boyunca kadının yüreğinde garip bir rahatsızlık oldu.Yüzleşmek istemediği gerçekle karşı karşıya kalmıştı.Günler geçti ama Maviden ne bir telefon ne de mail almıştı.Tüm olanlara rağmen kadın Mavi sayfadan vazgeçmiyordu.Bir kaç hafta sonra buz gibi bir ses tonuyla Mavi aradı,bir süre görüşemeyeceklerini söylüyordu.Kadın neden diye sorunca sorgulama diye çıkıştı ve kapattı.Dağılmıştı kadın,alt üst olmuştu.Mavi sevgisiyle yüreğiyle alay etmişti.Mavi onda hep ilklere neden olmuştu bu dayanılmaz acı da ilkti.Aylar geçiyordu ama zaman reçetesinin bir yararını göremiyordu.Kızıyla paylaşmıştı Maviye hissettiklerini.Kızı da çok çaresiz kalıyordu annesinin yaşadıkları karşısında.Kadın hissettirmemeye çalıştı ve içindeki yara kangren olmaya başladığında  kusturdu yüreğini ve daha çok yazdı.Aylar sonra sıradan bir yazışma geçti aralarında.Mavi,sahip olduğu değerler uğruna çok istediği halde uzaklaşmak zorunda olduğunu yazdı.Yazılanlara inanmadığı halde anladığını yazdı sevgisi uğruna.Bir kaç ay sonra telefonu çaldı kadının arayan konuşmuyor sadece müzik sesi geliyordu.Üç kez tekrarlandı aynı tarz arama o gece.Kadın biliyordu arayanı,neden arayıp onu daha çok kanattığını anlamıyordu.Acısına ve yüreğinde taşıdığı sağır yaraya rağmen kadının yüreğindeki Mavi her geçen gün büyüyordu.Bir yıl sonra bir mesaj geldi telefonuna’’ben kuzguncuktayım’’.Bir kez daha dağıldı bu mesajla.Çünkü sorumlulukları ağırdı hem anne hem baba misyonu taşıyordu ve her gelen sesle hayata motivasyonu yok oluyordu.Bir çare bulmalıydı ama olmuyordu .Yoktu bunun çaresi atlatamıyordu geçen yıllara rağmen.Belli sebeplerden dolayı Mavinin yaşadığı kente gidiyordu kadın.Çok ağır geliyordu oraya kadar gidip hasretine tuz basıp dönmek.Rutin seyahatlerden birinde kadın,parmaklarına hükmedememiş ve ‘’ben buradayım’’diye yazmıştı Maviye.Kapı aralığında kısacık görüşmeler başlamıştı.Azda olsa su serpiliyordu kadının yüreğine.Hasrete kısacık molalar veriliyordu.Susku gittikçe büyüyor,yaşananların sevgisine ihanetini hazmedemiyordu.Şiirler fotoğraflar öyküler gelmeye devam ediyordu.Diğer sayfa takipçilerine  gönderdiği maillerden gönderiyordu Mavi.Kadın artık önemsemiyordu sıradanlığını onun haberini almak yetiyordu.O sadece kendi yüreğinden sorumluydu gerisi detay olmuştu onun için.Şiirler onları anlatırdı çoğu zaman ya da kadın öyle algılıyordu.

 

Kadının hayatında ilginç gelişmeler olmuştu o yaz.Kızı yedi yıldan beri birlikte olduğu arkadaşıyla evlenme kararı almış,oğlu ise kış başında askere gidecekti.Ailece bu gelişmeler öncesinde bir bütün olarak tatile gitmeye karar verdiler.Ege’de bir yer olmalıydı.Kadın için önemliydi bölge ama,neresi olacağı önemsizdi.Sakin bir kasaba olmalıydı.Şirketin Ege bölge sorumlusu rezervasyonlarını yaptırdı.Kasabaya vardıklarında müthiş bir huzur kapladı üçünü de.Kaldıkları süre boyunca kendilerine ait olacak balkonu begonvillerle kaplı güzel bir daire kiraladılar.Cennet  gibiydi,hiç bitmesin istiyorlardı.Her gün sabah çocuklar uyanmadan kalkıp çay demleninceye kadar balkonda kahve ve sigarasını içiyor dağları seyrediyordu.Bir dağa bakmanın bu huzurun kaynağı olabileceğine şaşırıyordu kadın.Kahvaltıdan sonra sahile gidip biraz denize girip çıkıyordu kadın.Uzun yürüyüşler yapıyordu çocukları denizdeyken.Sonra dönüyordu çocuklarının yanına onlar yüzerken denizi seyrediyordu.Denizin  dibini seyrediyordu,yaşadığı kentteki denizle bir ilgisi yoktu bu denizin.Nede olsa Egeydi burası.Gözleri denize dalınca okuyordu taşları,hatta dinleyip dertleşiyordu sessizce.Ne de olsa felsefeleri suskuydu.Ancak yüreğiyle konuşabilirdi.Kabul etmekten korksa da tek başınaydı bu yolculukta.Bir kaç gün sonra kızının arkadaşlarıyla buluşacaklardı Bodrum Ortakent’te.Kasabada her şey çok güzeldi,ağustos böceklerinin gürültüsü dışında.Aslında çok severdi kadın ama bu defa garip bir rahatsızlık hissediyordu bu yükselen seslerden.Sabah uyanıp kahvaltı etmeden Bodruma gittiler.Değişik bir rahatsızlık hissediyordu kadın.Çocuklar endişelendiler ama tarif edemiyordu rahatsızlığını.Neticede öğleden sonra iyice arttı rahatsızlığı ve döndüler kasabaya.Otobüsten indiklerinde fırtına başlamıştı.Hava kararmış rüzgar çok sert esiyordu.Kaldıkları eve geldiler ama kadının huzursuzluğu giderek çoğalıyordu.Fırtına gittikçe şiddetlenmişti,çocuklar korkmaya başladılar.Aşağıda bahçeden gelen sesler bu yörede böyle bir havanın ilk olduğunu söylüyordu.Rüzgarın etkisiyle balkon kapısı aniden açılıp odaya bir ağustos böceği fırlamıştı.Oğlu ona zarar vermeden dışarı çıkardı.Fırtına uzun bir süreden sonra yerini şiddetli yağmura bırakmıştı.Kadın uyuyamadı kitap okumayı denedi olmadı.Bilgisayarını açıp şiir okumayı denedi.Mailine baktı tanımadığı bir adresten mail gelmişti bir de ek vardı mailde.Mailin konusu’’oku ve gerçeği gör’’dü.Böyle saçma virüslü mailler hep gelirdi ve o okumadan silerdi.Yine aynısını yaptı ama bir tuhaflık sezip sildiği maili geri aldı.Ekte yedi yüz seksen iki mailin bir arada olduğu bir dosya vardı.Kadının kalbi duracaktı  maildeki iletilerin sahibi Maviydi.Mail adresi farklı bir sunucuydu ama yazılanlar onundu.Kadın Maviye gönderilen karşı maillerde kendi karaladıklarını gördü.Altında başka bir isim vardı.Bu şiirler daha önce ressamın tavsiyesi üzerine paylaştığı şiirlerdi.Çıkamadı içinden gelen adrese cevap yazdı.Anlamadığını açıklama beklediğini yazdı.Hemen cevap geldi,gözünde büyüttüğün adama bak diyordu.Oku ve anla diyordu farklı dediğin adamın farkını.Kadının yazdığı şiirleri Maviye başka birisi gönderiyordu Mavi yazan yüreğe değil bunu gönderen  insana  vurulduğunu yazıyordu.Vurulma sebebi ona gönderilen şiirlerdi.Oysa şiirleri yazan yüreğe değil vurulmak ayağının altında ezip geçmişti.Yıllar sonra ilk defa sevmekten bahsediyordu.O na yazanın senaryosu dahilinde onu ısrarla görmek istiyordu.Oysa kadınla ayrılma sebebi hayatında var olanlardan dolayı bu mümkün değil dediği tarihten kısa bir süre sonraki tarihe denk geliyordu bu ısrarcı sevgisi.Senaryonun kahramanı aldığı replikleri ustaca oynuyordu.Mavi oyundan habersiz diğer kahraman oluvermişti .Fotoğraflar,şiirler öyküler yazıyordu göremediği ama tutulduğu kadına.Mavi o kadar kaptırmış ki kendini ona fotoğraflarını gönderiyor ,telefon numarasını veriyordu.Kadın okudukça Maviye hissettiği sevgiye yakın bir sevgi akışı görüyordu.Yokuşa doğru hızla akan bir nehirdi Mavi.Şiirlerine vurulduğu insan ona bir fotoğraf göndermişti bu benim demişti.Oysa fotoğraf yirmili yaşlarda olan bir kültür sanat programının sunucusuna aitti.Bu insan sadece kadının şiirlerini değil aynı sitede yazan bir arkadaşının şiirlerini de kullanıyordu.Kadın Maviden ayrıldıktan sonra ‘’ölüme yüz sürmüştü’’Mavi ona bunu gönderene bu dizelerle vurulmuş,Düş yanığının dizelerinden etkilenip yıldızlara dokunmuş buluttan yorganlarla süslemişti kahramanı.Üşüyen eller buz tutmuş bir yüreğe aitti ama o bunu bilmiyordu.Bir günde onlarca mail gönderiyordu oyunun kahramanına oysa;kadına vaktinin çok kısıtlı olduğunu söylemişti.Maillerden kadının yüreğine  nokta vuruşu yapan bir tanesinde Mavinin yüreğinden dökülenler vardı.’’kısa bir süre önce birini tanımaya çalıştım.Olmadı düşündüm baktım ki;bende ne bir tat ne de bir koku bırakmıştı.Ama  sana vuruldum’’evet vurulmuştu ama farkında değildi Mavi.Birini tanımak için bu kadar paylaşıma neden ihtiyaç duyar insan.Mavi Eylülden neyin ya da kimin intikamını almıştı.En sonunda senarist yorulmuş ve ölmüştü.Mavi kilometrelerce yol kat edip cenazeye gelmişti,ama tüm mezarlıkları neredeyse dolaşıp kahramanın mezarını bulamamıştı.

Kadın mailleri okudukça dışarıdaki yağmur  yarışamıyordu gözleriyle.Asıl fırtına yüreğinde başlamıştı.Ona en çok dokunan, kendi acısını unutup Maviye bunu neden yaptıların sorgusuydu.Kadın yatağında donmuş bir şekilde sabahı etti.Sabah olunca Maviye ileti gönderdi,inkar etmesini dileyerek.Denedi Mavi  maildeki hafife aldığı yüreğin o olmadığına ikna etmeye çalıştı kadını.Sonra hala bir oyunun içinde olduğunu anlamamış şekilde’’o artık yaşamıyor,senden öncede ,seninleyken de senden sonra da bu tarz ilişkilerim oldu’’dedi.Kadın ısrar etmedi  yüreğindekine zarar vermemek adına suskuya karar verdi.Okuduklarının  hissettirdiklerini hafifletecek bir şey yoktu tıpkı,yüreğinden bir şey eksiltemediği gibi.Hemen sitedeki diğer arkadaşına ona gelen adresi verdi ve şiirlerinin kullanıldığını yazdı.Arkadaşının  yüreğinde koruyacağı bir nedeni olmadığından olayın üstüne gidip şiddetle savaşmıştı.Çünkü arkadaşının şiirleri telifliydi ve yasal yollara başvurmuştu.Aynı yöntemi kadına da önerdi ama onun kaybettiği veya kaybedeceği hiçbir şey kalmamıştı.Bu oyuna asla eşlik etmeyecekti,dizeleri de yara almıştı,kurtarılacak durumda değillerdi.Aslında Mavi’ye onlarca şiir bir de öykü yazdırmıştı bu ilişki.Ama kaynak kadındı bunu Mavi bilmiyordu.Son adressiz mektubunu yazdı ve susturdu yüreğini…

 

Sen; sessizlik ya da suskunun arkasında kalıp
O’nun gerçeği bildiğini hiç düşündün mü?
Sen; tren garından sana el sallanmasını düşlerken,
O’nun senin kentine her geldiğinde batıya yönelip sana el salladığını,
Seni sevdiğini gözyaşlarıyla haykırdığını hiç duydun mu?
Denize kıyısı olan bir kentte yaşadığı için,
her gün denize bakmanın martıların ağıtlarını dinlemenin
adınla,sevgisiyle eşleştirdiği ‘’Mavi’’in onda ne ifade ettiğini anlayabilir misin?
Bu acıyı anlayabilir misin?
Sen; hiç Kuzguncuk’ta iskele ayaklarına yaslanıp buzdan kumlarda terledin mi?
Sen; hiç Kuzguncuk’ta Arnavut kaldırımlı dar sokaklarda,
Tüm iç organları boşalmış,kısacık yolu kalmış yüreğiyle
Savrulan bir kadın gördün mü?
‘’Eylülde şemsiye kullanma’’dediğin için altı yıldır şemsiye kullanmadığını biliyor musun?
Onun için yağmurunda; deniz,martılar ve mavi gibi sen olduğunu biliyor musun?
Sen; yaşanmamış bir şey düşleyip
Yaşanmışlıklardan sızan kana basarak yürüyorsun,
Yürürken arkanda bıraktığın izlere bakmayı hiç düşündün mü?
Sıcak odanın penceresinden serçeyi objektifine alırken,
kendini onun yerine koymayı hiç düşündün mü?
Onun bakışındaki öyküyü okuyabildin mi?
Sessizlik ve susku bir yaşama biçimi mi?
Yoksa bunu bahane edip karşındakine verdiğin değeri haykırmak mı?
o yıllardır duyuyor ve hep biliyor oysa…
Buna rağmen onun seni hala seviyor olmasını,
yüreğindeki senden hiç bir şey eksilmediğini anlayabilir misin?
Sen böyle bir sevgiye rastladın mı?
‘’Ben istiyorum,benim hayatım bunu gerektiriyor,
Yok buda istediğim tarzda değilmiş’’ mi?
öyleyse isyanın sitemin niye?
beni anlamıyorsun demek daha kolay olduğu için mi?

Kadın  o günden sonra Kuzguncuğa hiç uğramadı.Köprüden geçerken de bakmadı hiç.Bir şemsiye aldı kendine,yağmuru da istemiyordu.

Dünyanın orta yerinde aşk için ağlamıyordu artık.

Son zamanlarda Mavi sayfa kararmış,papatyalar tükenmişti ölüme beş kala…

 

Nurcan Çakır

Share