İnternetin en çok okunan Türkçe edebiyat-eleştiri dergisi sabitfikir.com’un basılı dergisi Sabit Fikir, yedinci sayıda yayın dünyasına kulak veriyor!

Her sayıda ses getiren bir dosyaya yer veren Sabit Fikir, bu ay dosya konusunu yayıncılık sektöründeki meslek birlikleri olarak belirledi. “Yayıncılar ‘bir’lik istiyor” başlıklı dosya Sibel Oral tarafından hazırlandı. İşte, sayısız sorunla boğuşan yayıncıların, sektördeki iki birliğin işleyişlerine ve Türkiye’de yayıncılığın açık yaralarına ilişkin görüşlerini dile getirdiği çarpıcı dosyadan tadımlık bir bölüm…

Yayıncılardan gelen görüşlere bakacak olursak, yayıncılık sektörünün son dönemdeki en taze ve bir o kadar da önemli olan sorunu,

e-kitap olarak karşımıza çıkıyor.

Türkiye’de yayıncılık… Yüksek KDV, haksız rekabet, korsan (ve hatta resmi korsan!), düşünce özgürlüğü, bürokratik çıkmazlar, e-kitap, “Muzır Kurulu” ve daha nice sorunlar… Tüm bunlarla boğuşan yayıncılık sektörü, devlet nazarında reel sektörün bir parçası değil. Oysa bal gibi de öyle! Dolayısıyla görmezlikten gelinmesi, ayrı ve ağır bir mesele… Peki ya bu sorunların karşılığında çözümler var mı? Türkiye Yayıncılar Birliği’nden neler bekleniyor? Yayıncılar Birliği bu sorunlarla ilgili neler yapıyor? Sadece Türkiye Yayıncılar Birliği değil, daha yeni olmakla birlikte Basın Yayın Birliği de var ve çalışıyor. O zaman bir elin nesi var, iki elin sesi var deyip sevinelim mi? İki birliğin de amaçları aslında aynı, peki farklı olan ne ve neden iki birlik var? Önce bu durumu yayıncıların nasıl değerlendirdiklerine bakalım… Timaş Yayınları Genel Müdürü Osman Okçu yayıncıları tek bir derneğin temsil etmesini gerektiğini savunuyor ama bunun şu anda pratikte mümkün olmadığını gördüklerinden, her iki birliğe de üye olmayı tercih ettiklerinin altını çiziyor.

Can Yayınları Genel Müdürü Can Öz ise duruma biraz daha farklı bakıyor. Öz’e göre iki birlik de fuar veya kanun tasarısı gibi çalışmalarda işbirlikleri yapıyor, YAY-FED gibi kuruluşları birlikte oluşturuyorlar, sonra nehrin iki yakasındaki “düşman köyler” gibi ayrı ayrı hayatlarına devam ediyorlar. Bu duruma anlam veremeyen Can Öz soruyor: Aklına esen yeni birlik kurmaya başlarsa sonuçta bu birliklerin sayısı bir gün 10’u, 20’yi bulursa ne olacak?

Ortak söylem: Birlikte hareket ediyoruz

Üstelik zaten sorunlarla boğuşan sektörde kutuplaşma ve kamplaşma sorunu da madalyonun öteki yüzü Öz’e göre: “Basın Yayın Birliği güncel siyasete daha yakınken Yayıncılar Birliği daha gelenekçi bir siyasete eğilimli izlenimi veriyor. Sonuç nedir? Birçok plan ve proje sektörün tamamına danışmadan yürütülüyor, iki derneğin yayıncılıkla ilgili farklı projeleri oluyor; birinin   toplantısına gitmeyen yayıncının kafası iyice karışıyor…” Bazı yayıncıların kafası karışık olsa da hem Türkiye Yayıncılar Birliği hem de Basın Yayın Birliği bu durumdan memnun gibi görünüyor.

 

İşte iki birliğin de görüşü… Basın Yayın Birliği Genel Başkan Yardımcısı Münir Üstün: “Aynı meslek dalıyla ilgili kurulmuş birçok dernek ve meslek birliği olabiliyor. Önemli olan, hepsinin ortak bir anlayışta hareket etmesi, yani mesleki olarak hedeflerinin aynı olması. Bizim Türkiye Yayıncılar Birliği ile ilgili hiçbir rahatsızlığımız söz konusu olamaz. Aksine ortak yürüttüğümüz işler var. Birlikte düşünebiliyor ve birlikte hareket edebiliyoruz.” Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Başkanı Metin Celal: “Her sektörde birden fazla dernek, birlik olması normaldir. Farklı bakış açıları, ihtiyaçlar, siyasi eğilimler sonucu böyle bir yapılanma oluyor. Bizde dernek çoğalmasının bir nedeni de Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca telif haklarını korumak ve korsanla mücadele amacıyla meslek birlikleri kurulması gereğiydi. Böylece sayı daha da arttı. Birden fazla dernek olması tabii ki güçlerin dağılması, çok başlılık gibi sakıncaların doğmasına sebep olur, çözümlere ulaşmayı geciktirir. Türkiye’nin 2008’de Frankfurt Kitap Fuarı’nda Onur Konuğu olmasıyla başlayan süreçte tüm yazar ve yayıncı dernekleri bir araya gelip iyi bir sinerji yakaladık. Şimdi de temel tüm sorunlarda ortak görüşlerimiz var, birlikte hareket edebiliyoruz.”

 

Ticari, hukuki ve etik kurallar gerekiyor

İlk durağımız Notos Kitap Genel Müdürü ve eleştirmen Semih Gümüş. Bandrol uygulamasından yana olan yayıncıların varlığından tedirgin olduğunu söyleyen Gümüş’e göre, kültür yayıncılığı yapan şirketlerin vergi oranlarının düşürülmemesi en önemli sorunların başında geliyor. Tescilli korsan yayıncılar ve küçük yayıncıların haksız rekabete maruz kalması da cabası… İşte Semih Gümüş’ün sektör ve birlikle ilgili sorunları: “Yayıncılık dünyası yerinden doğrulmaya çalışıyor. Bir çaba var, ayağa kalkıp yürümek için, ama bu çabanın bütüne yayıldığını söylemek zor. Bulunduğu konumdan hoşnut olmamakla birlikte, ne yapması gerektiğini bilmeyenler de çok. Tembellik ya da merak eksikliği? Ondan da epeyce var. Hastalığın reçetesi yalnızca yayıncının elinde de değil. Yayıncılık hâlâ bir sektör olamadı, ama onun bir sektör olması için uğraşan önemli sayıda ciddi yayıncının varlığı, sanırım ilk köşeyi dönmemizi sağlayacak. Bunun için kurallar gerekiyor: ticari, hukuki, etik kurallar. Sözünü ettiğiniz Yayıncılar Birliği, yayıncıların tek örgütü değil, ama ondan söz ediyorsak, bu kuralların yerleşmesi için gösterilen çabanın eksiklerinden öncelikle söz etmek gerekiyor. Yayıncılar Birliği boş durmuyor, çalışıyor elbette, ama bazen yetersiz kalıyor, bazen de nedense adım atmıyor.

Yayıncılık sektöründe eğitim şart

Her iki birliğe de üye olan Timaş Yayınları’nın Genel Müdürü Osman Okçu kitap, okumanın çeşitli proje, kampanyalarla teşvik edilmesi gerektiği konusuna işaret ediyor öncelikli olarak. İki birlik güçlerini birleştirip elbet bunu yapabilir. Okçu’nun değindiği diğer bir nokta ise eğitim… “Bugün gelişmiş Batı ülkelerinde yayıncılık eğitimi için kurulmuş enstitüler bulunmaktadır. Ayrıca birçok seçkin üniversitede yayıncılık üzerinde eğitim veren bölümler vardır. Yayınevlerine yönelik eğitici seminerler ve kurslar düzenleyebilirler.” Diğer önemli bir nokta ise yayıncılar tarafında yılan hikâyesine dönen e-kitap meselesi. Osman Okçu, e-kitap konusunda henüz her iki birliğin de yeterli çalışmayı ortaya koyamadığı ve halen yayınevlerinde bilgi eksikliği, kafa karışıklığı bulunmakta olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Bu konuda maalesef her iki dernek bir araya gelerek ortak bir çalışmayı başlatamamıştır. E-kitap konusunda yayınevlerinin birlikte hareket etmesi halinde başarılı olacağı ortadayken şu anda bir dağınıklık söz konusudur. Ancak şunu tekrar ifade etmek isterim: Tek bir çatı altında bu iki dernek çalışamıyorsa bile zaman zaman bir araya gelerek ortak temel konularımızı kısa, orta ve uzun vadeli olarak masaya yatırıp çözüm konusunda birlikte çalışmaları birinci öncelik gibi geliyor.”

 

Sansüre maruz kalırsak birliğimiz arkamızda olacaktır

Dosyamızın başında Can Yayınları Genel Müdür Can Öz’ün iki birlikli yapıdan dolayı maruz kaldığı kafa karışıklığına yer vermiştik. Yayıncılar Birliği tarafına geçtiğimizde Can Öz görüşlerini şu şekilde dile getiriyor: “Yayıncılar Birliği’nin şikayetçi olduğum işleri olduğu kadar memnun olduğum işleri de var. Öncelikle, bu YAY-FED işinin çok hayırlı olduğunu düşünüyorum. Bu sayede Kültür Bakanlığı nezdinde bandrol vermeme yöntemiyle ileride başımıza gelebilecek bir bürokratik sansür riski ortadan kalkmış oldu; bandrol gelirleri de yayın dünyasında kalacak. Son İthaki baskını ve Muzır Kurulu gelişmelerini de güncel takip ettikleri, hızlı tepki gösterdikleri için birliğimle gurur duydum. Artık daha da iyi biliyoruz ki sansüre veya baskıya maruz kalırsak birliğimiz arkamızda olacaktır.”

E-kitap süreci yanlış ele alıyor

Yayıncılardan gelen görüşlere bakacak olursak, yayıncılık sektörünün son dönemdeki en taze ve bir o kadar da önemli olan sorunu, e-kitap olarak karşımıza çıkıyor. Can Öz Yayıncılar Birliği’nin süreci çok yanlış ele aldığını düşünüyor. “Şimdi Kitapyum.com isimli bir e-kitap satış sistemi kuruluyor. Yayıncılar Birliği bu sistemden kitap satacak. Bu projeyi çok yanlış buluyorum. Yayıncılar Birliği, yayıncılar için onların işini yapmaya kalkıyor. Eğer biz yayıncılar kitaplarımızı

e-kitap olarak satmayı öğrenemiyor, bunu yapmak için bir birliğin şefkatli, anaç göğsüne ihtiyaç duyuyorsak belki de e-kitap satmamalıyız. Yayıncılar Birliği’nin esas görevi bizim asla yapamayacağımız işleri yapmak olmalı”

İdealimizdeki birliğe kavuşana dek bekleyeceğiz

Can Öz son olarak beklentilerini şöyle sıralıyor: “İki birlikli sakat yapının son bulmasının sağlanması, e-kitap konusunda satış değil, telif anlaşmaları ve telif standartları konusunda yayıncılara önderlik edilmesi, yayın sektöründeki tekelciliklerin ve rekabet eşitsizliklerinin üzerine korkusuzca gidilmesi, yer yer rekabet davaları açması veya açılmasına önayak olunması…”

Olumlu işler yapılıyor ama…

Yordam Kitap Genel Yayın Yönetmeni Hayri Erdoğan ise görüşlerini şu şekilde dile getiriyor: “Evet, üyesi olduğumuz bir meslek örgütü var. Yöneticileri meslek sorunlarımız hakkında raporlar hazırlıyorlar, bunları kamuoyu ve ilgili bakanlıklarla paylaşıyorlar, basın bildirileri yayınlıyorlar. Yayınlama özgürlüğünü savunup rapor hazırlıyor, vahim gelişmeler karşısında açıklamalar ve girişimler yapıyorlar. Bu ve burada saymadığım pek çok konuda olumlu işler yapılıyor. Ama bunların yeterli görebilir miyiz? Olumlu yanıt verilebileceğini sanmıyorum. Hemen aklıma gelen birkaç öneriyi sıralamak istiyorum: Yayıncılar Birliği’nin daha etkin olması, yayıncı katılımına bağlı. Bunun için de yönetimin bu katılımı teşvik için özel bir çaba içinde olması gerekiyor. Genel kurullar, organların oluşumu, komisyonların faaliyetleri şekilsellikten çıkarılmalı. Örneğin yayıncı, sandığa atacağı Yönetim Kurulu’nu, komisyonları vb. içeren listeyi kongre salonunda matbu olarak önünde bulmamalı. Bu konuda bilgilendirme, görüş alışverişi toplantıları yapılmalı.

“Ahmet Şık’ın kitabının bugüne dek basılamamasının

ayıbından, öyle sanıyorum ki, Yayıncılar Birliği’nin

payına da bir şeyler düşüyordur.”

Meslek sorunları konularında ve yayınlama özgürlüğüne yönelik baskılara, engellemelere karşı açıklamaların ötesine geçen bir tutum sergilenmeli. Ahmet Şık’ın kitabının bugüne dek basılamamasının ayıbından, öyle sanıyorum ki, Yayıncılar Birliği’nin payına da bir şeyler düşüyordur. Bakanlığa bağlı kütüphanelere kitap ve dergi alımlarının artırılması ve hakkaniyetli dağılımı için sürekli bir çaba içinde olmalı, bu konudaki bilgileri düzenli olarak yayıncılarla paylaşmalı, adaletsiz uygulamalar varsa teşhir etmeli. Aynı şekilde, kitap fuarlarının katılım ücreti, düzeni, yerleşimi vb. konularda da daha etkin olmalı. Yayıncılar Birliği, tek tek yayıncıların güçlü ticari muhataplar karşısında mağduriyet yaşamamaları için, model sözleşmeler oluşturmalı, bunları tüm yayıncılara aktarmalı, yayıncının karşı karşıya geldi güçlü ticari muhatapların aşırı taleplerini sınırlandırmak için mücadele etmelidir. Yayıncıların yakıcı sorunlarıyla ilgili zaman zaman yaptığı toplantıları daha sistemli hale getirmeli, çözüm platformları oluşturup yayıncıların tartışmasını, ortak tutum almasını teşvik etmeli…”

 

Birliklere sorduk…

Her iki birlik de Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın sektöre bakış açısından memnun; ancak sorunlar ve eksiklerini olduğunu vurguluyorlar.

1985 yılında Türkiye’deki kitap yayıncılar ve kitap dağıtımcıları tarafından kurulan Türkiye Yayıncılar Birliği’nin başkanı Metin Celal ve 1991 yılında kurulan Basın Yayın Birliği Derneği’nin başkan yardımcısı Münir Üstün, yayıncıların görüşleri ışığında sorduğumuz soruları yanıtlıyor…

Sizce sektörün en büyük sorunları neler? Bu yönde yapılan somut çalışmalar var mı?

TYB Başkanı Metin Celal: Türkiye’de yayıncılığın en önemli sorunu; yayıncılığın reel sektörün bir parçası olarak görülmemesi nedeniyle, devletin kalkınma ve ekonomik programları içinde yer almamasıdır. Devletin yayıncılık sektörünü tanıması ile sektöre yatırım yapmış ve yapacak olan girişimcinin önü açılacak, kültür ihracı açısından da hız kazanılacaktır. Sektörün gelişmesini ve çağdaş dünya yayıncıları ile rekabet edebilecek güce ulaşmasını sağlayacak tedbirler alınmalıdır. Yayıncıların ve yazarların, çevirmenlerin vergilendirilmesinde önemli sorunlar var. Kitap üretimindeki KDV (%18) ile kitap satışındaki KDV (%8) farkı bunun tipik örneği. Dünyadaki kültür teşviklerine uyum sağlayarak vergilendirme düzenlenmeli. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle bağdaşmayan kitap toplatmaları, para cezaları, yazar ve yayıncıların yargılanmaları ne yazık ki halen ve artarak devam etmekte. 55 yıllık Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun dijital alandaki gelişmeler de gözönüne alınarak yeniden ele alınması ve tamamen yeniden yazılması gerekiyor. Ders kitapları üretimi sektörün tüm üretiminin %50’sidir. Devlet yayıncılık sektörünü olumsuz etkileyen ve gelişme ortamını yok eden uygulamalarla sektöre müdahale eden ve kontrol politikalarından vazgeçmeli, okuma kültürünü geliştirici politikalar oluşturmalı. Dijital alandaki gelişmeler yeni sorunlara gebe. Yayınlama özgürlüğünden fikri haklara, vergi düzenlemelerine kadar yeni bir çok sorun var. Dijital yayıncılığın hukuki ve mali çerçevesi düzenlenmeli, AB Bilgi Toplumu Direktifi ile uyum sağlanmalıdır. Yayıncılığın burada sayamadığım daha birçok sorunu var. Biz acil sorunları belirleyerek onların takipçisi olmaya çalışıyoruz.

BasYayBir Başkan Yardımcısı Münir Üstün: 5. Ulusal Yayın Kongresi yapıldı 2009 yılının Aralık ayında. Büyük katılımla yapıldı kongre. Alınan kongre kararları uygulamaya koyulduğunda, yayıncılığımızda büyük ilerlemeler olacağını hissediyorum. En büyük sorunlarımızdan biri, kitap bandrollerinin meslek birlikleri tarafından verilmesiydi. Bu yılın Mayıs ayından itibaren kurulan federasyonumuz YAYFED bandrolleri üyelerine veriyor. Bundan 5-6 yıl öncesinde yurtdışı fuarlarına giden yayıncılarımızın sayısı çok azdı, bugün tam tersi bir durum yaşıyoruz. Eksik olan ise birliktelikti. Bugün büyük bir güç olarak sorunlarımıza çareler bulmaya başladık…

 

Eleştiri ve köşeleriyle dopdolu bir Eylül sayısı

Derginin bu sayısında; Oylum Yılmaz, Elif Şafak’ın son kitabı “İskender”i eleştirirken, Ayşe Düzkan, toplumsal cinsiyet yanılsamalarını ve “bir cinsiyet durumu olarak Bukowski”yi ele alıyor. Hayati Roman “Estergon Kalesi’nde Küçük Bezmen’ler”i ziyaret ederken, Aysu Önen “Vonnegut ile Zamanda Yolculuk” yapıyor. Ayrıca Ömer Türkeş, Kaya Genç, Faruk Duman, küçük İskender, Ceyhan Usanmaz, Ahu Sıla Bayer ve Selçuk Uygur’un kitap eleştirileri de yer alıyor.

Derginin dizi yazıları da sürüyor: Ceyhan Usanmaz Yarım Kitaplar’da Scott Fitzgerald’ın “Son Düş”üne yer verirken, Sibel Oral Harf-i Memnu’da yasaklı kitapların hikayelerine “Oğlak Dönencesi”nin başına gelenlerle devam ediyor. Dünyadan köşesindeyse Mert Tanaydın “Sex, Drugs ve Rock ‘n’ Roll İtirafları”nı yazıyor.

Idefix ve Prefix’le ücretsiz

Kapağını Şerif Ali Ünal’ın hazırladığı dergide, edebiyat ve yayıncılık dünyasından haberler ve düşünce özgürlüğü ihlalleri de yer alıyor.

 

Yayın yönetmenliğini Elif Bereketli’nin yaptığı Sabit Fikir, Idefix ve Prefix paketleriyle ücretsiz. Sabit Fikir’in içeriğini ve daha fazlasını www.sabitfikir.com adresinde bulmak mümkün.

 

 

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir