10 Soruda Muzır Kurul’u ‘Tanıma’ Rehberi ve Kitapları İhbar Eden Hassas Vatandaş!

İnternetin en çok okunan Türkçe kitap-eleştiri sitesi Sabitfikir.com’un basılı dergisi Sabit Fikir, yeni sayısıyla okurlarının karşısında!

 

Dergi Temmuz sayısında, son dönemlerde sıkça gündeme gelen “Muzır Kurul”u ele alıyor. Dosya kapsamında, Mehmet Onur Doğan 10 soruda Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’nu anlatırken, Elif Bereketli iki önemli söyleşiye imza atıyor.

Bunların ilki Muzır Kurul’un tek kadın üyesi Nilüfer Voltan Acar’la, ikincisi ise kitapların yargı önüne çıkması sürecini başlatan asıl kahraman olan “şikayetçi vatandaş”la yapıldı. Bu iki söyleşi de, uzun süre unutulamayacak açıklamalarla dolu!

 

İşte çarpıcı haber ve röportajlardan tadımlık bir bölüm…

‘Burada özel bir yeri hak eden aktör “muhbir vatandaş”, siyasilerin sevdiği bir diğer deyişle “hassas vatandaş”. Pek çok dava süreci bu vatandaşın başvurusu üzerine başlıyor.’

“Muzır Kurul” nasıl kuruldu?

Mesele ne küçüklerden, ne neşriyattan ne de yakın zamandan başlıyor. Devletin ahlâk polisliği yapması daha eskilere, 1926’daki ilk Türk Ceza Kanunu’na dayanıyor. 2004’e kadar pek az değişerek gelen TCK’nın sekizinci Bap, Adabı Umumiye ve Nizamı Aile Aleyhinde Cürümler’in birinci faslının “Cebren ırza geçen, küçükleri baştan çıkaran ve iffete taarruz edenler kapsamına giren suçlar” başlığının altındaki 426, 427 ve 428. maddeleri, “Halkın ar ve hayâ duygularını inciten veya cinsi arzuları tahrik ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı” yayınları hedef alıyor. (Bilimsel ve edebi yayınlar ancak 2003 yılında kanun dışında bırakılmış, ancak yine çocuklardan korunması şartı ile.) 1927’de ise bu kanunu desteklemek üzere “Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu” çıkarılıyor. Kanun, “18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacağı anlaşılan” eserleri konu ediniyor ve hemen 2. maddesinde hem bu işi görmek, hem de TCK’nın 426, 427 ve 428. Maddelerine bilirkişi hizmeti görmek üzere meşhur kurulun kurulmasını öngörüyor. Her ne kadar zaman içinde değişikliklere uğrasa da kurul, her zaman devletin değişik kurumları ve bakanlıklarından atanan yetkililerden oluşuyor.

 

Yayıncılar ne istemle yargılanıyorlar?

Şu anda yayıncısının yanında kitabın çevirmeni de 3 ila 9 yıl arasında değişen hapis cezası ve 5000 güne kadar adli para cezası istemiyle yargılanıyor! Ancak burada “kısmi” bir gelişmeden bahsedilebilir çünkü 2004 öncesi davalarda bu ikiliye matbaacı da eşlik ediyor ve yargılanıyordu.

Ama dikkat! “…ürünlerin içeriğini basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden ya da çocukların görmesini, dinlemesini veya okumasını sağlayan kişi” de yargılanabilir. Yani örneğin Yumuşak Makine ve Ölüm Pornosu davalarında, kurulun kitaplardan alıntıladığı bölümleri haber yapan gazeteciler de pekâlâ dava edilebilir!

Bu yasakçı sürecin oyuncuları hangi kurumlar?

Mevzuata göre basılan her kitaptan bir örneğin matbaalarca gönderildiği Basın Savcılığı,herhangi bir ihbar/şikâyet üzerine ya da gerekli gördüğü takdirde söz konusu kitaba soruşturma açıyor. Konu “halkın ar ve hayâ”sı olduğunda, sözkonusu kitap çocuklara yönelik yayınlarla ilgili olan Muzır Kurul’a olumsuz bir rapor yazması için gönderiliyor. (Zira bu kuruldan geçip de dava açılmayan kitap bilindiği kadarıyla yok). Savcılık bu “olumsuz” rapor ile birlikte kamu davasını açarak konuyu mahkemeye intikal ettirmiş oluyor. Bundan sonraki süreç tamamen hâkimin yorumuna bırakılıyor; yayınevleri elbette rapora itiraz ediyor, gerekirse bilirkişi değişikliği talep ediyorlar. Hâkim kabul eder ve yeni atanan bilirkişinin raporunu esas alırsa Yargıtay tarafından bozulma riski ile birlikte beraat kararı da çıkabiliyor; poşette satma, toplatma, para ve hapis cezası da… Burada özel bir yeri hak eden aktör “muhbir vatandaş”, siyasilerin sevdiği bir diğer deyişle “hassas vatandaş”. Pek çok dava süreci bu vatandaşın başvurusu üzerine başlıyor. (Sansür konusundaki katkılarını “Bloguma Dokunma” dosyasında da işlemiştik: TİB’in websitesine senede 24.000 şikâyette bulunuluyor.) Basın Savcılığı’nı kitaplardaki zararlı içerik konusunda bilgilendiren o. Muhbir vatandaş her “ileri demokrasi” ve “muhasır medeniyet”in bir parçası; zaten bu kurumun en yerleşik olduğu yerlerden biri ABD. Amerika’da özellikle McCarthy yasasının ardından gelen her tür muhalefete, eşcinseller, göçmenler gibi kesimlere yönelik “cadı avı dönemi” olarak anılan 1940’lı ve 1950’li yıllarda yaygınlaşmış, kurumsallaşmış ve gelenek haline almış muhbir vatandaşlık. Bizde yaygınlaşması ise 12 Eylül darbesiyle birlikte olmuş.

 

“Muzır Kurul”un tek kadın üyesi Nilüfer Voltan Acar anlatıyor: “Esas gürültü vergi ödememek için” Röportaj: Elif Bereketli

“Tam anlamıyla entelektüel olan bir kişi, okuduğu eserin edebi mi, yoksa pis bir pornografik yazılar topluluğu mu olduğunu kolaylıkla anlayabilir. Hele ki benim gibi Üsküdar Amerikan Lisesi’nin edebiyat bölümünden derece ile mezun olmuşsa…”

Kurulun tek kadın üyesi olarak üzerinizde nasıl bir sorumluluk var?

Sorumluluk getiriyor, ama aynı zamanda kurul üyeleri benim dediklerime saygı gösteriyorlar. Kurulun tek kadın üyesi olarak “Beyler, çıplaklığı dergilerde yasaklamayın, gözler alışsın, yoksa milletin karısına, kızına ve hatta hayvanına tebelleş oluyorlar’’ diyen benim. Ayrıca yıllar önce Hande Ataizi’nin de oynadığı “Mum Kokulu Kadınlar”da ensest işleniyordu. Orada da bilirkişiydim ve karşı oy verip toplumun kanayan yarasına değinilmiş diyen de benim. Daha önce de belirttim, ben nesebi geniş biriyimdir, kurul üyeleri de çoğunlukla benim düşüncelerime değer verir. Bir yapıtın edebiliğine dair görüş bildirmeniz, özellikle edebiyat çevrelerinden çok tepki alıyor.

Sizce yeryüzünde, bir kitabın edebiliğine, papatya falı bakarcasına karar verebilecek bir makam var mıdır?

Ceza yasasında maddeyi bilemiyorum. Muzırlıkla, müstehcenlikle ilişkili olarak edebiliği de bize soruluyor. Ne ise, tam anlamıyla entelektüel olan bir kişi, okuduğu eserin edebi mi, yoksa pis bir pornografik yazılar topluluğu mu olduğunu kolaylıkla anlayabilir, hele ki benim gibi 1970 yılında Üsküdar Amerikan Lisesi’nin edebiyat bölümünden derece ile mezun olmuşsa.

 

Bu kitapları okumanızı öneririm. Mide bulandırıcı. Eş cinsellikle ilgili yıllar önce bir film vardı, ismini anımsayamıyorum. Ama çok güzeldi, kişilerle rahatça empati kurulabiliyordu. Burada kişiler bile belli değil, kitabın başı sonu yok, sadece amiyane deyim ile …iş,tıkış, ve sabun… Okumanızı öneririm. Kitabın müstehcenliği onu edebilikten uzaklaştırmaz. Nabokov’un Lolita’sı, Lady Chatterley’in Aşkı v.s gibi. Ancak bu bir acayip bir şey… Birine ceza vermek istiyorsanız, ya da aleyhte yazanları cezalandırmak niyetindeyseniz, çoluk çocuklarına ve kendilerine bu kitabı okutmak uygun olur. Zaten, yasa gereği muzır sayılan dergiler yasaklanmıyor, naylon şeffaf torbaya (poşet demeyi Türkçe olmadığı için kullanmıyorum) giriyor ve bu durumda Maliye Bakanlığı’na vergi ödeniyor. Esas gürültü vergi ödememek için. Gelelim cut-up yöntemiyle yazılmış olan Yumuşak Makina’ya. Eşcinsel pornografi, okumanızı öneririm. O zaman ne demek istediğimi anlarsınız. Anal ilişkiler, sabunlar v.s, v.s. Biliyorsunuzdur, James Joyce’un, daha sonra da Faulkner’ın kullandığı “aklın akıcılığı” diye (stream of counciousness) diye bir edebi bir akım vardır. Bu cut-up yöntemi öyle bir şey olsa çok güzel olurdu, ama değil.

 

Son iki örnek üzerinden konuşacak olursak; Yumuşak Makine ve Ölüm Pornosu, birer yetişkin kitabı. Çocuklara zarar verip vermemesi bağlamında değerlendirilmesinin nedeni ne?

 

Yetişkin kitabı, ancak daha önce de yazdığım gibi mahkemeden çocukla ilgili soruyorlar, biz de yasa çerçevesinde ona göre yanıt vermek durumundayız. Daha önce de dedim: yasa varlığını sürdürüyor, ona göre değerlendirmek durumundayız. Ölüm pornosu da rekorlar kitabına girmek isteyen bir kadının sayısını tam hatırlayamayacağım, ama galiba 200’ün üstünde erkekle üst üste girdiği cinsel ilişkiyi pornografik bir şekilde anlatmasıdır. Daha önce de yazdığım gibi, bu yasa Özal zamanında revize edilmiş, ama hala yürürlükte, değildir denirse yasaya aykırı davranılmış olur.

 

Muhbir Vatandaş Emre Bukağılı: “Benim rahatsız olduğum bir kitap, başkasının ihtiyacı olamaz” Röportaj: Elif Bereketli

“Ben dine, mukaddesata, inançlı insanlara hakaretler edilen tüm yayınları kınıyorum, telin ediyorum.”

Sizi rahatsız eden bir metnin, raflarda durmasının nasıl bir sakıncası var?

 

Sizin rahatsız olduğunuz bir kitap, birisinin tam da ihtiyacı, talebi olabilir… Böyle bir durum söz konusu olamaz. Yani benim rahatsız olduğum bir kitabın bir başkasının ihtiyacı olması mümkün

değil. Çünkü burada söz konusu olan hakaret edilmesi, küfür edilmesi, bir inanç ve düşüncenin aşağılanmaya çalışılması… Böyle bir tavır hangi görüşten olursa olsun kabul edilemez. Bir fikir, pekâlâ hakarete başvurulmadan savunulabilir. Biri bir başkasının şahsına, inanç ve düşüncesine hakaret ederse suç işlemiş olur. Hiçbir suç da hiçbir hukuk sisteminde himâye görmez. Sadece ülkemizde değil, Avrupa’da da bu konuda çok sayıda emsal karar mevcut. AİHM’de de ifade özgürlüğü sınırları aşıldığında mahkemeler suçun oluştuğu yönünde karar veriyorlar. Bu da çok doğal.

Aksi durum kamu düzenini bozucu, toplumsal barışı zedeleyici, saygıyı ortadan kaldıran yerine kavga ve gürültüyü getiren bir sistem olur. AİHM’den örnek veriyorsunuz. Ancak İnsan Hakları Evrensel Beyannâmesi tercümesinin 19’uncu maddesi şöyle der: “Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek

veya yaymak hakkını içerir.”

 

Düşünce ve ifade özgürlüğü sizin için ne ifade ediyor?

 

19. maddede konu çok güzel ifade edilmiş, aynen katılıyorum. Kuvvetle muhtemelen bu sözlerin ana fikri İslam’dan yani Peygamberlerin getirdikleri hak dinlerden alınmıştır. İslam’ın özünde demokrasi ve özgürlük en geniş anlamda mevcuttur. Dileyen dilediği gibi inanır, dilediği gibi düşünür ve dilediği gibi düşüncesini ifade eder ve yayabilir. Düşünce ve ifade özgürlüğü en geniş anlamda uygulanmalıdır. Ancak burada şu ayrımı ortaya koymamız lazım: Hakaret ayrı şeydir, ifade özgürlüğü ayrı şeydir. İfade özgürlüğü elbette ki olacak ki, tüm fikirler ortaya konsun ve insan özgür, hür iradesiyle değerlendirme yapsın ve kendi yolunu seçsin, ona göre davransın, yaşasın. Ama hakaret etme özgürlüğünden elbette ki söz edilemez. Hakaret suçtur, ifade ise haktır.

Gündemdeki Palahniuk ve Burroughs davaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Ben haklarında soruşturma açılan bu kitapları okumadım, ama basından bu kitapların müstehcen yayınlar olduğu gerekçesiyle soruşturulduğunu öğrendim. Bildiğim kadarıyla Burroughs’un kitabıyla ilgili ceza davası da açılmış. Kuran’da şöyle bir ayet var: “Çirkin utanmazlıkların (fuhşun) iman edenler içinde yaygınlaşmasından hoşlananlara, dünyada ve ahirette acıklı bir azab vardır.

Allah bilir, siz ise bilmiyorsunuz.” (Nur Suresi, 19.ayet) Bu yüzden çirkin utanmazlıkların, sapkın cinsel eğilimlerin (mesela Lut Kavminin yaptıkları) kitap, internet vs her türlü yoldan yayılmasına, yayınlanmasına elbette karşıyım. Cinselliği Allah bir nimet olarak yaratmış, bu nimeti istismar edip sapkınlığa yönelmek, daha da kötüsü bu sapkınlığı yayın organlarıyla yaymaya çalışmak çok yanlış. Sapkın cinsel anlayışların yayıldığı toplumlarda hasta bireyler yetişiyor. Bu yüzden her toplumun kendi kültürel, ahlaki yapısına uygun olarak hukuki düzenlemeler yapması çok normal. Şunu da belirtmek isterim, bir kitabın edebi olması, yazarının çok ünlü olması o kitapta peşinen hiçbir suç unsuru olmadığını göstermez. Suç işleyen yazar ünlü de olsa, edebi bir eser de ortaya koysa suçunun cezasını çekmelidir. Adaletin gereği budur çünkü.”

PEK ÇOK İSİM BİR ARADA

Kapağını genç çizer Sedat Girgin’in resmettiği dergide, Elif Tanrıyar’ın yaz kokan kitapları anlattığı yazısının yanı sıra Sabit Fikir’in müstear adlı yazarları Cemal Karanlık, Hayati Roman ve Fikri Sabit keyifli yazılarıyla, Metin Üstündağ ise çizgileriyle sayfalara renk katıyor.

 

Murat Gülsoy, Ömer Türkeş, Küçük İskender, Faruk Duman, Ayşe Düzkan, Kaya Genç gibi isimlerin yazılarını bulabileceğiniz dergide; Mert Tanaydın “Dünyadan” adlı köşesinde edebiyat alanındaki güncel gelişmeleri yazıyor, Yarım Kitaplar’da Ceyhan Usanmaz, her ay başlanmış ama tamamlanamamış ünlü bir kitabı tanıtıyor, Harfi Memnu’da ise Sibel Oral, her ay yasaklı bir kitabı ele alıyor.

IDEFİX VE PREFİX’LE ÜCRETSİZ

Yayın yönetmenliğini Elif Bereketli’nin yaptığı Sabit Fikir, Idefix ve Prefix paketleriyle ücretsiz.

Sabit Fikir’in içeriğini ve daha fazlasını www.sabitfikir.com’da bulmak mümkün.

 

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir