Ammaniti’nin bir avuç malzemeyle neler yaratabildiğini görüp şaşırmamak elde değil… Evet, şaşırıyoruz, çünkü çıplak gerçeğin bu kadar güzel ve yıkıcı olabileceği aklımıza gelmedi!

Sevgili babacığım,

Verdiğin paraya teşekkür etmek için yazıyorum. Maddi olanaklarını kullanıp beni içine düştüğüm karışık durumlardan kurtardığında kendi kendime hep şu soruyu soruyorum: Dünyada para diye bir şey olmasa babam beni nasıl kurtarır acaba? Sonra da, böyle davranmana neden olan, duyduğun vicdan azabı mı, yoksa bana olan sevgin mi, diye soruyorum kendi kendime. Sana ne söyleyeceğim biliyor musun? Bilmek istemiyorum bunu. Farklı deneyimler yaşamama izin veren ve yanlış yaptığımda bana hemen hemen her zaman yardım eden bir babaya sahip olduğum için şanslıyım. Ama artık yeter, bundan sonra bana yardım etmeni istemiyorum. Benden asla hoşlanmadın, sevimsiz buluyorsun beni, benimle birlikte olduğunda hep çok ciddisin. Belki yanlış bir hikâyenin canlı bir kanıtı olduğum için, ne zaman beni düşünsen annemle evlenerek yaptığın aptallık aklına geliyor. Ama benim bunda bir suçum yok. Bundan eminim. Gerisini bilemeyeceğim. Seni daha fazla aramış olsaydım, aramızdaki duvarı yıkmaya çalışsaydım, belki farklı olurdu.

Hayatımı anlatacağım bir roman yazacak olsam, sana ayıracağım bölümün başlığı “Bir Nefretin Günlüğü” olur diye düşündüm. Yine de, senden nefret etmemeyi öğrenmem gerekiyor. Paran elime geçtiğinde ve telefon edip nasıl olduğumu sorduğunda senden nefret etmemeyi öğrenmeliyim. Kendimi korumadım ve senden çok nefret ettim. Artık yoruldum. Sana yine teşekkür ederim, içgüdüsel olarak bana yardım etmek istesen de yapma artık.

Sen baskı ve sessizliğin ustasısın.

Kızın Olivia

“ Sen ve Ben, Ammaniti – Sayfa 67”

 

Duygusal, zeki, düş gücü kuvvetli ama içe dönük ve yalnızlığı seven on dört yaşında bir genç.  Roma’nın zengin bir semtinde bir apartmanın bodrum dairesi.  Safça söylenilmiş ama bir çığ gibi büyüyen bir yalan. Aileden, okul arkadaşlarından, gösterişi seven, yapmacık davranan herkesten uzaklaşma isteği ve hayali bir kayak tatili bahanesiyle tek başına kalma, korkusuz, kaygısız bir hafta geçirme dileği. Ve bir genç kızın beklenmedik gelişi. Gerçek dünya ile karşılaşma.  Ammaniti bir avuç malzemeyle en akıl ermez sırlardan biri üzerine –insanın nasıl büyüdüğü konusunda– okurun içine işleyen kusursuz bir öykü kurguluyor.

 

Bütün dünyada yayımlanan romanları ve layık görüldüğü pek çok ödülle  Ammaniti, genç İtalyan yazarların en önemlilerinden biri ve onun kaleminden çıkanları okumamak; günü ve getirdiklerini anlamak isteyenler için büyük bir kayıp!

 

NICCOLO AMMANITI

 

NICCOLO AMMANITI, 25 Eylül 1966’da Roma’da doğdu. 1994’te ilk romanı Branchie yayımlandı. Ardından Çamur (1996) ve Alır Götürürüm Seni (1999) adlı romanları geldi. 2001’de yayımlanan Korkmuyorum, aynı yıl Viareggio Ödülü’nü kazandı. Tanrı Nasıl İsterse kitabı ona 2007 Strega Ödülü’nü getirdi. 2009’da Che la festa cominci adlı romanı yayımlandı. Onu 2010’da Sen ve Ben izledi. Niccolò Ammaniti’nin Çamur 1998’de Marco Risi, Branchie 1999’da F.R. Martinotti, Korkmuyorum 2003’te ve Tanrı Nasıl İsterse 2008’de Gabriele Salvatores tarafından sinemaya uyarlandı. Ammaniti’nin eserleri çeşitli dillere çevrildi.

Niccolò Ammaniti’nin Can Yayınları’ndaki diğer kitapları:

Korkmuyorum, 2003

Tanrı Nasıl İsterse, 2011

SEN VE BEN

Yazar: Niccolo Ammaniti

Çeviren: Şemsa Gezgin

Tür: Roman

Sayfa sayısı: 120 Sayfa

Fiyatı: 9,50 TL

Yayın tarihi: 03 Nisan 2012

Share