Çalışan biri olarak güne nasıl başlıyorsunuz? Dikte edilen güne uyanıp toplantılarınıza uygun görülmüş kıyafetleri giyiyor, canınız şöyle güzel bir kahvaltı yapmak istediği halde koyu ve sert bir kahveyle uykusuz görüntüyü silmek için zifte benzer bir sıvıyı mideye indiriyor, hiçbir zaman huzurlu ve sakin bir ruh haliyle binemediğiniz toplu taşıma araçlarına koşuyor, sizin olmayan bir kimliğe bürünüp tüm gününüzü bu eğreti şeyle geçiriyorsunuz. Aynaya bakıp sağa sola çekiştirerek yola getirmeye çalıştığınız o şey kravat değil, ödünç kimliğiniz… Şu küçük hayatlarımıza bir bakın! Farkında olarak ya da olmayarak zamanımızın büyük bir bölümünü insanları çözümlemeye çalışarak geçiriyoruz. Analiz et ve ona göre davran! Kurallarına göre oyna ya da oyundan çık! Seni sinsi otorite, nasıl da hınzırca bulduğun her köşeye çörekleniyorsun!

Tüm hayatını bu düşüncenin temelinde yatan sarsıntıyla geçirmiş bir adam tanıyorum. Adı Franz Kafka. İsme aşinasın okur, biliyorum. Ancak senin tanıdığın o adamla benim söz ettiğimin bir olmasına imkan yok. Basitçe şöyle söyleyeyim: O’nun yazdıkları herkesin hayatında farklı bir iz bırakır. Bu bilinçli yapılmış bir jesttir. Ömrünce kaçmaya çalıştığı koşullandırılmış hayatı, sana ve bana reva görmez. O yalnızca yazar; yorumlama, anlamlandırma ve sonuçlandırma kısımlarıyla biz ilgileniriz. İşte böylesine özel ve ölümü üzerinden neredeyse bir asır geçmesine rağmen hala canlı ve anlaşılmayı bekleyen o yazarın bendeki halini anlatacağım şimdi…

Her şey öylesine karmaşık ki…

3 Temmuz 1883 yılında Prag’da doğar Franz Kafka, doğduğu an itibariyle hayatını sarmalayan ikilemler de başlamış olur… Doğduğu bölge Prag halkının yüzde onunu kapsayan farklı bir kesimdir ve Almanca konuşan Yahudilerden oluşur. Franz Kafka’nın hiçbir yere ait olmayan hayatı da bu garip koşullarda başlar. Yahudi olduğu için Almanlar tarafından sevilmez fakat Almanca konuşur; Almanca konuştuğu için de Yahudi Çekler tarafından kabul görmez. Durum itibariyle gelişmemiş olduğunu tahmin ettiğimiz aidiyet duyguları ilk gençlik yıllarına kadar babasının baskın otoriter tutumuyla kendine gelecektir…

Hermann Kafka, soylu bir aileden gelen karısı Julie’den çok daha az eğitimli olsa da başarılı bir tüccardı. Sokak satıcılığıyla başlayıp zamanın en varlıklı iş adamlarından birine dönüşüm öyküsü, ticari zekanın geri kalan her şeyi başarıyla alt edişiydi. Son sözü söylemeyi seven baba Hermann Kafka, iş yoğunluğundan ötürü çocuklarıyla pek yakından ilgilenemediyse de, Franz ve diğer beş kardeşi yaşadıkları süre içinde babalarının nefesini enselerinde hissettiler.

Ailemi ben seçemem… Şükürler olsun ki arkadaşlarımı seçebiliyorum!

O’nun çok mutlu bir çocukluk geçirdiğini söylemeyiz. Kuvvetli baba ve bastırılmış anne figürlerinin azabı yanında iki küçük erkek kardeşinin de ölümüne tanık olmuştur. Geriye kalan üç kız kardeşten sadece biri, yani Ottla derdine derman olur. Öyle ki, alçak gönüllü ve sırdaş kız kardeşin varlığı, hayatının tamamını etkileyecek ve ileride ailesine yazdığı mektuplar bile “Sevgili Ottla” sözleriyle başlayacaktır.

Franz Kafka, eğitim hayatının büyük bir kısmını da despot babanın direktifleriyle geçirir. 1901’de liseden başarıyla mezun olan Kafka, üniversite yıllarında kimya ile ilgilenmeye başlar. Fakat kısa bir süre sonra hukuk ilgisini çekmeye başlar ve bu alanda ilerlemeye karar verir. Hukuk eğitimi sürerken bir yarıyılını da Alman Filolojisi’ne verip tekrar hukuka geri döner… Kararsızlığın kararttığı yıllar gibi görebilirsiniz bu süreci ancak aslında kendi kararlarını alabilme özgürlüğünü tadan Kafka’nın başı dönmüştür. Keşfetmeye hevesli olduğu tüm alanları dener ve en sonunda ceza hukukunda kariyer yapma hevesini edinir. Albert Weber’in yanında staj yapıp bilgi sahibi olmak istediği alanda ilerlediğini düşünürsek, bu işin sonu Ceza Hukuku Avukatlığı’na varır diye düşünürüz. Ancak 1907 yılında Kafka’nın profesyonel iş hayatına başladığı yer ünlü İtalyan sigorta şirketi ‘Assicurazioni Generali’ olur.

Bir kafes, kuş aramaya çıkmış…

1907 yılı Franz Kafka için önemli bir dönüm noktasıdır. İş hayatına atılıp görece daha özgür bir hayat sürmeye başladığı bu yıl, edebiyat çevresiyle de tanışma zamanıdır. Hatta bugün hepimizde farklı bir yazar imgesi oluşturan o büyüleyici yapıtları okumamızı sağlayan Max Brod da bu yıllarda öyküye dahil olur. Geçmişinde yatan baskılayıcı tutum Franz Kafka’nın sosyal hayatına etki etmemiş gibidir, arkadaş grubu oldukça kalabalıktır. Tam da burada 1908 – 1912 yılları arasında tanıdığı birkaç ismi saymak gerek: Felix Qeltsch, Oskar Baum, Gustav Janouch ve Franz Werfel. Kafka’nın çevresini saran, edebi ve siyasi olgulara duyarlı bu topluluk, çok geçmeden derinde gizlenen yazma tutkusunu ortaya çıkarır.

Huzursuz edici rüyalarından uyandı bir sabah Gregor Samsa…

… ve kocaman bir böcek haline gelmiş buldu kendini. 1912 yılı, bu efsanevi cümlenin kurulduğu yıldır. Franz Kafka, güçlü bir babanın gölgesinde büyümeye gayret gösteren ağaçken, gölgeyi aşıp güneşe ulaşır. Yazmaya başladığı yıllarda – ve hatta ölümünü takip eden uzunca bir süre – hiç kimse onun nasıl da coşkuyla filizlendiğini görmese de muazzam derecede heybetli bir edebiyat devi olarak hayata yeniden gelir.

Yukarıdaki cümle, milyonlarca insanın okuyup O’nu ve hayatını fark etmeden tanıdığı “Metamorfoz”un başlangıcıdır. Düzenli bir işi olan, ‘eli ekmek tutan’ Gregor Samsa’nın varlığı bir sabah tamamen biçim değiştirir. Gregor, sert kabuğu ve korkunç ayaklarıyla dev bir böceğe dönüşmüştür. Hayal ve gerçeğin anlamını yitirdiği kabullenme sürecini, ailesi daha çabuk atlatır. Çünkü O’nu kabullenmek yerine hor görür ve yok sayarlar. Başlarda kız kardeşi Greten ilgili ve bu ‘küçük’ değişimi görmezden geliyor gibi görünse de gerçeğe boyun eğişi uzun sürmeyecektir. Öyle çabuk olur ve biter ki her şey, Gregor’un boylu boyunca yatan cansız bedeni evin hizmetçisi tarafından el çabukluğuyla yok edilirken kimsenin kılı kıpırdamaz.

1914 yılında kaleme alınmış “Ceza Kolonisi” de en az Gregor’un öyküsü kadar sarsıcıdır. Zamanın en itibarlı iş adamlarında biri bir seyahate çıkar ve yolu ölüm cezasına çarptırılmış mahkûmların bulunduğu bir adaya düşer. Aldığı davet gerçekleştirilecek infaza seyirci toplayan garip bir zihniyetin ürünüdür ve gösteriyi asıl ilginç kılan, ölümün daha hızlı gelmesi için yalvartan bir infaz makinesidir. Oldukça karmaşık bir sisteme sahip olan makine, suçlunun sırtına bağlanır ve mekanizmasında bulunan iğnelerle işlenen suçu sırta kazır. Makinenin işleyişini bilen tek kişi olan Subay, cezanın verilişini belirler ve suçlu kan kaybından yavaş yavaş ölürken insanlıktan çok uzak bir soğukkanlılıkla olan biteni seyre dalar. Subayın övgüyle baktığı bu ölüm makinesi için tek dileği, iş gezgininin de bu harika buluştan komutana bahsetmesidir. Ancak işler kimsenin istediği gibi gitmeyecektir.

Sen ödevsin ama görünürde öğrenci yok!

En zoru da budur zaten, O’nun yazdıklarını anlatmak… Sayıca fazla olmasalar da çok derin ve anlatıcıyı uzun konuşmalara sevk eden, sadece bir cümlesini okuduğunuzda bile O’na ait olduğunu bildiğiniz büyülü bir dil…  Akıl karıştırmayan kısa cümlelerle anlatılanları dinlerken birden tansiyon yükselir ve zekice kurulmuş, çift anlamlı kelime tuzaklarına düşersiniz. Okuyup bitirdikten yıllar sonra, hala üzerine düşündüğünüz ve bundan keyif aldığınız birkaç kitap varsa eğer onlardan bazıları mutlaka Franz Kafka tarafından yazılmış olmalı…

Yazıp tamamladığı tüm metinlerle okuyanı iki yakasından tutan Kafka’nın tamamlanmamış çalışmaları da küçümsenir türden değildi… Ölmeden önce kadim dostu Max Brod’a yazdığı her şeyi yakmasını vasiyet etmişti. O’na göre yazdıkları fazlasıyla kişisel ve okuyana vereceği bir şeyi olmayan, basit karalamalardı. Kafka külliyatı hakkında bunu söyleyebilecek tek insan yine kendisidir! Başta Brod olmak üzere hiç kimse yazılanlar hakkında aynı şeyi düşünmedi ve elbette vasiyeti yerine getirilmedi. Hatta yarım bırakılmış pek çok eseri Max Brod önderliğinde tamamlanıp dağınık metinler bir araya getirildi. Bu yüzdendir ki ölümünden yirmi yıl sonra dünya hakkını vererek Kafka’yı tanıdı! Yaşamı boyunca kendine has çekincelerinden ötürü sakındığı eserler, iki dünya savaşını atlatmayı başarmış karanlık dünyaya salıverildi. Bunu, ‘Franz Kafka’nın ölümü, onun edebiyat dünyasına doğuşunu temsil etmektedir’ önermesiyle özetlersek hata yapmış olmayız.

Ölümü arzulamaya başlamanız bazı şeyleri anladığınızın ilk işaretidir!

Kısa bir hayata özenle sıkıştırılmış, çok dolu bir öykü Kafka! Kendinizi özgür bırakıp merak ettiğiniz soruları bir bir sormalısınız, çünkü bu alana O’nun gibi bir edebiyat dehasını sığdırmak kolay bir iş değil! “Hiç aşık olmadı mı?” diyebilirsiniz örneğin ya da “O’nu öldüren nedir?”

Aşk ve beraberinde getirdikleri, Kafka’nın yaşadığı dönemde ayak bağlayıcı unsurlardı. Hayatındaki ilk ciddi ilişkiyi Felice Bauer ile yaşamış ve gerçekten aşık olmuştu. Hatta o çok korktuğu evliliği bile göze almış gibi görünürken bu sancılı ilişki, üç kez bozulup yeniden yapılan nişan törenleriyle şenleniyordu. Vücudunu kıskıvrak kavrayıp ele geçiren veremden hemen sonra Felice ile olan fırtınalı ilişki son buldu ve yerini Milena Jesenka aldı. En ünlü eserlerinden biri olan “Milena’ya Mektuplar”dan da fikir edinebileceğiniz gibi bu ilişkinin kaderi baştan belirlenmişti çünkü Milena evliydi. Senelerce mektuplaşan çiftin ilişkileri süresince bir ya da iki kez görüştüğü söylenir. Mutluluk yerine acı ve yabancılaşma hissini körükleyen bu ilişkinin tarihçesi mektuplara yazılmıştı ve Milena bu mektupları Kafka’nın ölümü üzerine arkadaşı Willy Haas’a verirken hepsinin yayımlanmasını umuyordu. Ancak kendisinin Kafka’ya gönderdiği mektuplar sır olarak kaldı. Milena Jesenka, Kafka’nın erişemediği tutkulu aşkı, 17 Mayıs 1944’te Austwitz kampında ölmüştür.

Franz Kafka’yı ölüme götüren yolun başında, 1910’lu yıllarda var olan kanlı öksürükler vardır. Verem o döneme göre tedavisi zor ve çok bakım gerektiren bir hastalıkken Kafka bunları gözetmeden yaşamayı sürdürmüştür. Çok geçmeden akciğer kanseri teşhisi de konulan Kafka, 1918’in baharında yakalandığı İspanyol gribi sebebiyle haftalarca acı çeker. Bir sanatoryuma yatıp düzenli tedavi görmeye başlasa da direnci büyük oranda kırılmıştır. 1924 yılının Nisan ayında, hayatını hızlıca tüketen hastalıklara gırtlak kanseri eklenir. Bu dönemde yemek yeme acı veren bir eylemdi onun için ve hiç düşünmeden bunu reddetti. Aç kalmayı daha fazla acı çekmeye tercih eden Kafka’nın gidişi, “Açlık Cambazı” adlı öyküsündeki senaryoya birebir sadık kaldı. Yıllar önce güçlü bir ironiyle yazdığı bu öykünün, kendi sonunu anlattığını bilseydi yine de yazar mıydı?…

1924 yılının Haziran ayında Franz Kafka kırk yıllık ömrünü tamamladı ve gitti. Neden bilinmez, gidişinde garip ve huzurlu bir ifade takındığını düşünürüm hep… Max’in sözünü tutmayacağını bilen, hınzır gülüşlü ve rahatlamış bir ifade… Bir zamanlar O’nun söylediği gibi; asıl gülünç olan bu dünya için koşum takman!

Şebnem SORAL

 

Taraf Gazetesi Kitap Eki 10.07.2011

 

 

Share

5 thoughts on “SEVGİLİ KAFKA VE HAYATINDAKİ ‘HER ŞEY’

  1. Solar power advantaages and disadvantages are numerous but we simply cannot but admit in the est
    tiume how the advantages outweigh the shortcomings.
    In thiks post I shll try my best to throw light on issue aand have some ideas regarding the advantages and disadvantages of solar energy.
    If we brood your mafter we can finnd outt that the solar energy is probably the most talled about
    issue of this present moment. Governments all over our beautiful
    plaet are leaving nothing unturned to check out tthe residual
    advantages within the solar energy without
    paying any heed to the disadvantages that are definitely few.

    When you find a permanent classroom for when you were 20 group,
    allowed the students create their specific. Maybe you’ve been able to secure a room at the
    church for the youth ministry. Ask the scr888 in the church
    aare going to would be okay if for example the students painted
    the outer surface. Have them come up with ideas and just go crazy.
    Find them paint their interests, their dreams, as well as favorite scriptures.

    Having a copol environment these people created is much better thaqn a clear
    vanilla boring classroom.

    A power inhverter (converts 12DC to 115v AC to be fed to the
    house) Now you can usse a 24volt system which I would personally recommend because it is better.

    If may natural light in the classroom, a great idea can be always to have each student pull in a small plant.
    Or danskio professional clogs tthe plwintiffs along with the
    students allows the classdoom a warm comforting feeling.
    Share the responsibility of watering the plants with your students.

    Just askking them to fill in thhe timesheet will not only give you the answers you need
    to. In the direct area just about usually reegarded aas job
    number for styaff too use so soirt whichh job they will work on.
    Need not think the analysis of which jobs take longer than others to help undderstand whyy this is happening, where improvements could
    be made, to get to price your improve thee pootential client.

    Sign as much as an web marketing forum (like WarriorForum), and study tthe posts there.
    May think thjat be in a position to find some gurus there you can learn including.

    Also, you don’t plssess to guidance yourself,
    there exists a good possibility someone already asked dependable you have,
    yyou would just like to crawl.

    27. Connect your power, controller, antenna, and modjlator
    plugs into your XM receiver and first starrt upp
    your ignition. Check for ability to make sure everything is
    working. http://www.mountainmotel.com/__media__/js/netsoltrademark.php?d=artdaejeon.re.kr

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir