Çalışan biri olarak güne nasıl başlıyorsunuz? Dikte edilen güne uyanıp toplantılarınıza uygun görülmüş kıyafetleri giyiyor, canınız şöyle güzel bir kahvaltı yapmak istediği halde koyu ve sert bir kahveyle uykusuz görüntüyü silmek için zifte benzer bir sıvıyı mideye indiriyor, hiçbir zaman huzurlu ve sakin bir ruh haliyle binemediğiniz toplu taşıma araçlarına koşuyor, sizin olmayan bir kimliğe bürünüp tüm gününüzü bu eğreti şeyle geçiriyorsunuz. Aynaya bakıp sağa sola çekiştirerek yola getirmeye çalıştığınız o şey kravat değil, ödünç kimliğiniz… Şu küçük hayatlarımıza bir bakın! Farkında olarak ya da olmayarak zamanımızın büyük bir bölümünü insanları çözümlemeye çalışarak geçiriyoruz. Analiz et ve ona göre davran! Kurallarına göre oyna ya da oyundan çık! Seni sinsi otorite, nasıl da hınzırca bulduğun her köşeye çörekleniyorsun!

Tüm hayatını bu düşüncenin temelinde yatan sarsıntıyla geçirmiş bir adam tanıyorum. Adı Franz Kafka. İsme aşinasın okur, biliyorum. Ancak senin tanıdığın o adamla benim söz ettiğimin bir olmasına imkan yok. Basitçe şöyle söyleyeyim: O’nun yazdıkları herkesin hayatında farklı bir iz bırakır. Bu bilinçli yapılmış bir jesttir. Ömrünce kaçmaya çalıştığı koşullandırılmış hayatı, sana ve bana reva görmez. O yalnızca yazar; yorumlama, anlamlandırma ve sonuçlandırma kısımlarıyla biz ilgileniriz. İşte böylesine özel ve ölümü üzerinden neredeyse bir asır geçmesine rağmen hala canlı ve anlaşılmayı bekleyen o yazarın bendeki halini anlatacağım şimdi…

Tamamını Oku.

 

 

Share