Günah ve pişmanlıkla yüzleşmek…

Umut ve sevgiden yoksun bir adam, tarihin en eski ikilemlerinden biriyle karşı karşıya kalır:

Sevgi mi, para mı?

George Eliot, Silas Marner’da bu soruya verilmiş en güzel cevabı

insanlığa miras bırakıyor!

“Yazmaktaki amacım, tozlu sokaklardan ve tarlalardan gelen etten kemikten insanların

yaşamlarını yansıtmaktır” – George Eliot

George Eliot takma adıyla yazan ‘Mary Anne’ ya da ‘Marian Evans’ , Victoria döneminin en büyük İngiliz yazarlarından biri olarak kabul edilir. Eliot’ın en kısa romanlarından biri olmasına rağmen, sevgi ve para arasında kalan insanların büyüleyici küçük dünyalarını anlatan Silas Marner, içerdiği mizah ve toplumsal eleştiri öğeleriyle akıllarda benzersiz bir yer edinmeyi başarmıştır. 1985’te, yönetmen Giles Foster tarafından sinemaya uyarlanan eser Eliot’un da en sevdiği eseridir.

Hırsızlıkla suçlanınca kilise tarafından kovulup yaşadığı köyü terk eden Silas Marner, İngiltere’nin Raveloe adındaki bir köyüne yerleşir. Karşı karşıya kaldığı haksızlık onu insanlardan uzak durmaya iter ve bir süre sonra hayatındaki tek kaygı dokuma tezgahı sayesinde kazandığı altınları istiflemek olur. Bir süre sonra beklenmedik bir şekilde yalnızlığını bozan altın saçlı küçük kız,

Marner’ın yaşamını ve dünyaya bakışını sonsuza dek değiştirecektir.

 

Dosttan ve sevgiden ırak düşmüş hayatın, küçük bir çocuğa duyulan sevgiyle tekrar şekil alışını, umudun kapılarını yeniden aralayışını anlatıyor Eliot. Haksızlığa gururla göğüs geren, günahlarla ve pişmanlıklarla yüzleşen insan, konu alan, Silas Marner, son sayfasına kadar soluksuz okunan bir klasik.

GEORGE ELIOT

 

George Eliot, İngiliz romancı, çevirmen ve gazeteci Mary Anne (Mary Ann, Marian) Evans’ın yapıtlarında kullandığı takma addır. 1819-1880 yıllarında yaşayan Eliot, Victoria Devri’nin önde gelen yazarlarından biriydi.  Silas Marner,  The Mill on the Floss, Middlemarch, Daniel Deronda,  “Aşkın Bedeli”,  Romola,  Felix Holt adlarındaki yedi romanı, çok sayıda şiiri ve çevirileriyle dünya edebiyatında haklı bir yer kazanırken, siyasal tavrıyla da öne çıktı. Eserlerinde özellikle kırsal kesim yaşamını, toplumdan dışlanmış insanların sorunlarını işledi. Gerçekçi bir anlatımla yazdığı kitaplarında derin bir psikolojik boyut ve ustalıkla işlenmiş karakterler yer alırken otobiyografik öğelere de yer verdi; örneğin kendisinin kilise cemaatine katılmayı reddedişi bir bakıma Silas Marner romanında yansımasını bulur. O dönemde kadın yazarlar kendi adlarıyla kitap yayınlarken o, takma ad olarak bir erkek adını yeğledi. Bunu, “kadınlar yalnızca hafif aşk romanları yazar” önyargısını kırmak ve ciddiye alınmak için yaptığını açıkladı.

 

 

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir