Bu yazı okurun bakış açısına göre şekillenebilir. Eleştiri gibi görünen cümlelerin altında yüzyıllardır kullanılan basit bir yöntem yatmaktadır aslında: Gündeliğe giydiğimiz türden bir zeka ve bir tutam mantık yürütme!

Alfred Nobel’in vasiyeti üzerine 1901 yılından bu yana birkaç dalda verilen Nobel Ödülleri, edebiyat ödülünü yeni sahibine ulaştırarak rutin gündemini oluşturdu.

Basında yer alan birbirinin benzeri pek çok haberden de anladığımız üzere, 1954 yılında Türkiye’yi ziyaret eden Tomas Tranströmer, İsveçli bir şair… Ülkesinde ün salmış bir psikolog olarak da tanınan Tranströmer’in 80. yaş günü hediyesi Nobel Komitesi tarafından verildi. Hediyenin çok bilinen, iki muntazam tanımı var: 1 milyon 450 bin dolar ve ya bilinen adıyla Nobel Edebiyat Ödülü!

Nobel komitesinin geçmiş yıllarda da en favori adaylarından biri olan Tomas Tranströmer, 1931 yılında Stockholm’de doğdu ve 1956 yılında Stockholm Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteci bir babanın oğlu olmanın verdiği motivasyonla olsa gerek, dünyanın birçok yerini gezen şair, izlenimlerini şiirlerine aktarmıştır. Ta ki 1990 yılına kadar! Felç geçirerek vücudunun sol yarısından men edilen Tranströmer, konuşma yetisini de kaybedince hayata ve sanata olan inancını da yitirme noktasına gelir. Tedavi süreci boyunca piyano çalmaya yönlendirildiği söylenen şair, altı yıllık rehabilitasyonun ardından şiire kaldığı yerden devam etmiştir. Dilimize de çevrilmiş iki kitaptan biri, bu arayı bitiren Hüzün Gondolu’dur. Bir diğeriyse Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday ve Lütfi Özkök’ün destekleriyle Türkiye’yi gezip kaleme aldığı şiirin ad verdiği kitabıdır: İzmir Saat Üç.

Birkaç gün öncesine kadar varlığından çok azımızın haberdar olduğu şair, ilk şiirini 23 yaşında kaleme alır. Yazmaya başladığı andan itibaren pek çok yerli ve uluslararası komitenin takdirini alan Tranströmer, Nobel’den önce İtalya’nın klasik şiir ödülü “Premio Nonino” ile Çin Halk Cumhuriyeti’nin “Büyükayı Ödülü’nün de sahibi olmuştur. Sayısı altıyı geçmeyen külliyatına karşın çok sayıda okura ulaşmayı başaran Tranströmer’in şiirleri, elliye yakın dile çevrildi.

Nobel Komitesi’nin “yoğun ve şeffaf imgeleri aracılığıyla gerçekliğe yepyeni bir yol açtığı için” ödüle değer bulduğu Tomas Tranströmer, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana dünyanın en önemli İskandinav şairlerinden biri olarak tanınıyor.

Sıcak ve fazla basınçta patlayan edebiyat!

Edebiyata çok yabancı olanlarımızın bile hafızasındaki en değerli ödüllerden biridir Nobel… Peki, bu gönlü zengin komitenin ne zaman ve nasıl bir araya geldiğini hatırlıyor muyuz?

1896 yılında San Remo’da beyin kanamasından ölüp ardında o ünlü vasiyeti bırakan Alfred Nobel, bir mucitti. İflas eden bir silah tüccarının oğlu olarak, dünyayı iki uçtan da gördüğünü varsayabiliriz muhtemelen… Nitrogliserini keşfeden İtalyan kimyager Ascanio Sobrero ile yakın ilişkisinin ardından patlayıcılarda uzmanlaşıp dinamiti keşfeden Nobel, sanki ürünlerini satması için yaratılmış, “özel” bir zamana doğmuştu. Avrupa ülkelerinin birbirini yok etme girişimlerinde büyük emeğe sahip olan Nobel, ölümünden önce insanlığa fayda sağlayacak bir vasiyet bıraktı. Buna göre, adına kayıtlı otuz üç milyon kron, insanlık yararına işlerin ödüllendirilmesi için her yıl kullanılacaktı. Ve böylece Nobel Komitesi varlık kazanarak 1901 yılından itibaren verdiği “dinamit” gibi ödüllerle hepimize ilham kaynağı oldu. Diğer bir tanımla, barışın sponsoru savaş oldu…

Sözün bitmek üzere olduğu yer: Fizik, kimya, tıp ve edebiyat dallarının yanı sıra bu ödüllerin en popüler kategorilerinden biri de “barış”tır!

İZMİR SAAT ÜÇ

Hemen hemen bomboş sokakta az ileride
iki dilenci, birisi tek bacaklı
ötekinin sırtında taşınıyor

durdular – geceyarısı far ışığında
donup kalan bir hayvan gibi –
sonra yürümeye devam ettiler
ve okul bahçesindeki çocuklar gibi çabucak
geçtiler caddeyi öğlen sıcağında
sayısız saatler tıkırdarken uzayda.

Mavi parıldayarak kaydı geçti dubaların önünden,
Kara süründü ve büzüldü, taştan dışarı bakarak,
beyaz bir fırtına olup esti gözlere.

Nalların altında ezilince saat üç
ve karanlık ışık duvarını çalınca
uzandı şehir denizin kapısının ayaklarına

ve parıldayarak akbabanın keskin gözlerinde.

 

(İlgili Başlıklar : http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/18929724.asp ,  http://www.ntvmsnbc.com/id/25286070/ )

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir