Vidanjörün tıkadığı trafikte listeme bir daha baktım. Şehirde yüz elli tane müze var. Program dışı serbest saatler için liste yapmak kolay olmadı. Viyana’daki Belvedere Sarayı listemin ilk sırasındaydı. Oralara kadar gidip de Klimt’in “öpücüğünü” görmeden gelmek olmazdı. Sisi için yapılan sayısız eserlerden biriydi de üstelik. Avusturya Macaristan İmparatorluğunun son kraliçesi muhteşem Sisi! Evliliğin absürtlüğüne inanan ve bunu da söylemekten çekinmeyen zaman ötesi kadın.
Eylülde Orta Avrupa çok soğuk olur dediler, her gün hava durumuna baksak da söylenenlere inanıp bavulumun yarısını soğuğa karşı aldığım önlemlerle doldurdum. Zira tur şirketinin otobüsleri de oralı olduğu için, sıcakla nasıl baş edilir bilmiyorlar, vantilatörler de bakımsızlıktan çalışmıyordu. Ben de gece gündüz buz gibi su içmekten, 35 derece sıcağın altında boğaz ağrısına yakalandım.

Viyana pastaneleri ile de ünlü bir şehir. Unutmayayım diye yol boyunca tekrar ettim vanilyalı pastası ile ünlü pastanesinin adını. Belvedere’e de çok yakın dediler, serginin üzerine iyi gelir kahve ile; fakat şimdi aklımda sadece bu içimi gıcıklayan iki kelime kaldı: Viyana-Vanilya, Viyana-Vanilya… Hay Allah! Pastanenin adını unuttum.
O kadar kompakt bir şehir ki burası; temiz, düzgün, film setindeymiş gibi hissediyor insan kendini. Çekim bitince toplanıp kaldırılacak. Koşuşturan insanlar; kadınlar, erkekler çok şıklar ve ya bir tiyatroya ya da bir konsere yetişmeye çalışıyorlar. Bu bilgiyi de bugün rehberimizden öğrendim; burada en fakir insanın bile buzdolabı kapağında bir magnetle tutturulmuş o haftaya ait tiyatro veya konser biletleri olurmuş.
Dışarıdan çok havalı görünen güzel bir pastanenin caddeye en yakın masasına oturdum. Yaklaşan garsona İngilizce sipariş cümlelerimi hazırlıyordum ki, yakasındaki ismi okudum; Erol. Erol bana bir dilim pasta getirdi. Vanilyalıydı ama süper değildi, kahve iyiydi. Kahveyi ve tütünü Viyanalılar Yeniçerilerden öğrenmişler, Türkler tarafından yapılan 2 büyük Viyana Kuşatmasında iki kültür de çok etkilenmiş birbirinden. Hatta kuruvasanın bir Yeniçeri kahvaltısı olduğu da söylenir.
İmparatorun Sisi için yaptırdığı, ilk kez orda ikisinin Bach’ın keman konçertosunu dinledikleri salona, Kursalon Wien’e doğru yola koyuldum. Nehirden gelen martı sesleri ve nihayet bastıran yağmurla hava serinlemişti.
Yelda UGAN
25.11.2015

 

 

 

 

Share