Ocak ayında Can Yayınları tarafından Türkçe’ye kazandırılan son Rus klasiği Yaşam ve Yazgı, uluslararası örgütlerce en az 300 yıl boyunca okunamayacağı ileri sürülen bir kitabın, itildiği derin kuyudan yeryüzüne çıkışıdır. Yazdıklarını kimsenin okuyamayacağı gerçeğiyle yüzleşip derin bir acıyla ölen yazar Vasili Grossman’a adanmış bir başarı, hakikatli bir ‘diriliş’ destanıdır. Artık dünyaca ünlü bir savaş muhabirinin gözünden Hitler, Stalin ve Kızıl Ordu üçgeninde yaşananları dinlemenin, geçtiği bütün topraklardan yüklendiği acıyı ustaca edebiyatına bezek eden Vasili Grossman’la tanışmanın zamanıdır!

Berdiçev’li Vasili’ye Gorki’den selamlar!

Vasili Semyonoviç Grossman, 12 Aralık 1905’te, Ukrayna’nın Berdiçev kentinde doğdu. Bu kasabada Avrupa’nın en büyük Yahudi topluluklarından biri yaşıyordu. Refah sahibi ve bölgeye uyum sağlayan bir Yahudi ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Grossman, doğduğunda İosif adını alsa da Yahudiliğinin apaçık beyanı olan bu ad Vasili olarak değiştirildi. Küçük bir çocukken ailesinin dağılışına tanık olan Vasili, annesi Yekaterina Saveliyevna Grossman tarafından, zengin amcasının destekleriyle büyütüldü. Fransızca öğretmeni olan annesinden güçlü bir dil eğitimi alan Vasili, Kiev’de ortaokul öğrenimini tamamladıktan sonra, 1924-1929 yılları arasında Moskova Devlet Üniversitesi’nde kimya öğrenimi gördü. Okuduğu bölüm, bilime olan ilgisini köreltmese de asıl mesleğiyle tanışmasına yol açan bir deneyimden ibaretti: Vasili, okula adım attığı günden itibaren hayattaki en önemli uğraşının edebiyat olacağını anlamıştı. Yaşam ve Yazgı’nın başkarakteri olan ve pek çok özelliğiyle yazarın izdüşümü sayılabilecek Viktor Ştrum’un da bir fizikçi olması tesadüften ibaret değildir.

Mezun olduktan sonra Donbass olarak bilinen sanayi bölgesine taşınan ve bir madende güvenlik işçisi olarak çalışmaya başlayan Grossman, 1932 yılında Moskova’ya döndü ve 1934 yılında ilk iki eserini yayımlamaya hazır hale geldi… Bunlar, Maksim Gorki, Mihail Bulgakov ve İsak Babel’in beğenisini kazanan “Berdiçev Kasabasında” adlı öyküsü ve Donbass madencilerinin hayatını konu eden “Glyukauf” (İyi Şanslar) adlı romanıydı. Bu iki eserle aldığı övgü, dönemin edebiyat otoritelerinin gözünden kaçmadı ve 1937 yılında Vasili Grossman, Sovyet Yazarlar Birliği’ne kabul edilip, bu tarihten sonra yayımlanan Stepan Kolçugin adlı romanıyla Stalin Ödülü’ne aday gösterildi.

Ve bir köle ölüp özgür bir adam olarak yeniden doğar…

1937 yılı, yazar ve savaş gazetecisi Vasili Grossman için büyük bir dönüm noktasıydı. En az dünya düzenini değiştiren kararların biçimlenişi kadar önemli bir dönüm noktası… Mahkemeler, yargısız, soruşturmadan ırak kurşuna dizmeler, Stalin’in toplama kampları, muhbirlik mekanizması ve en alt kademeden başlayıp devletin her yerine sinmiş korku ortamı, köylülüğün ortadan kaldırılması, köylülerin Sibirya’nın ıssız bölgelerine sürülmesi, korkunç yaşam koşulları, açlık, hastalık ve ölümler. Yaşam ve Yazgı, dünyanın her bir yanına yerleşip büyüyen totaliteryan yaptırımların ortak sonunu anlatmak üzere yazılacaktı: Acı. Ve Vasili Grossman bunu yaptı: O zamana dek hiçbir yazarın göze alamadığı bir alanda gezinmeye başlayıp, belki de bir iç döküş gibi Yaşam ve Yazgı’nın her sayfasında ağır ama emin adımlarla, Hitler nasyonel sosyalizmiyle Lenin-Stalin komünist rejiminin özdeşleştiğini gözler önüne serdi. Grossman’ın yaşadığı zamana göre büyük cesaret isteyen ‘edebi tekniği’ hakkında edebiyat eleştirmeni Sofiya Yastrebner şunları söylüyor: “Grossman’ın, iki zalimin, Stalin’in ve Hitler’in psikolojilerine nüfuz ederek faşizm ve komünizm ideolojilerinin derin bir karakteristiğini vermesi çok etkileyicidir.

Kendisinin de katıldığı yüzyılın en büyük muharebelerinden birinin geniş bir tablosunu çizen Grossman, bu muharebeyi yalnızca komutanların ya da savaş muhabirlerinin gözleriyle değil, siperlerdeki neferlerin gözleriyle de görmüştür.

“Yaşam ve Yazgı” yüksek sanatsal değer taşıyan bir romandır. Grossman’ın yazdıklarının hepsini kendimize yakın buluruz, çünkü bunlar yaşamdan alınmıştır. Bazı olaylar öyle anlatılmıştır ki, kendimizi bu olaylara katılmış gibi hissederiz. Kitapta heyecanlanmadan okunamayacak, insanın iliklerine işleyen son derece etkili sayfalar vardır. Almanlar tarafından kuşatılmış olan 6/1 No.’lu evi bir yana bırakıyorum. Grossman bu evde bulunmuş ve burada pek çok şey görmüştür. Peki ya Sovyet ve faşist ölüm kamplarını betimlerken gösterdiği ustalığa ne demeli? Bu kampları görmemiş, bu kamplarda bulunmamış, gaz odasına gönderilmemiştir, ama bu cehennem onun yüreğinde ses bulmuştur.”

Sen İsa’sın Vasya!

Yazgı, Grossman’ı iki rejimin, Hitler ve Stalin rejimlerinin korkunç zulümlerinin tanığı ve kurbanı yapmıştır. Bu iki zalimin birbirinden farksız olduğunu gören ve halkına karşı sorumluluk duyan yetenekli yazar Vasili Grossman bütün bunları dile getirmeden edemezdi. Paustovskiy, onu boşuna Sovyet Yazarlar Birliği’nin vicdanının sesi diye adlandırmamıştır. Yazarın yakın arkadaşı Andrey Platonov da ona bir gün “Sen İsa’sın Vasya!” demiştir.

Ünlü Alman yazar Heinrich Böll ise “Bu roman sadece kitap diye adlandırılamayacak çok büyük bir yapıttır. Roman içinde birkaç romandır aslında, biri geçmişte, diğeri gelecekte iki tarihi olan bir yapıttır,” diye yazmıştır.

Ben, artık “sen” oldum anne…

Robert Chandler, Yaşam ve Yazgı adlı kitabın, bireylerin totalitarizm altında ezilişini ve buna karşı durmanın ne denli güç olduğunu anlatan bir ansiklopedi gibi olduğunu söyler. Bu okuru saran çok güçlü bir duygudur çünkü kitapta savaşın soğuk ve iç dağlayıcı yüzünü, her şeyi an be an izleyen birinin gözüyle görürken, anlatıcının anne acısını da en derinden hissedersiniz… Vasili Grossman, 1941 yılındaki Alman işgalinden annesini kurtaramamış, Berdiçev’de yaşayan diğer otuz bin Yahudi’yle birlikte öldürüldüğü gerçeğiyle yaşamaya mahkum edilmişti. 1964 yılında umutsuz ve hayattan alacağı kalmayan bir adam olarak ölürken, eserleri gibi ayrı düştüğü annesine duyduğu özlemi hayal etmek mümkün müdür?

Yaşam ve Yazgı, Doğu Avrupa Yahudileri için yazılmış olan en güçlü ağıtı da içermektedir. Grossman’ın annesi yerine koyduğu roman kahramanı Anna Semyonovna, son saatlerini dışarıdaki oğluna bir mektup yazarak geçirir. Bu son mektup, son temastır ve her satırı bu bilinçle yazılmıştır. 20. yüzyılı ‘gerçekten’ anlamak isteyen biri nasıl ki Yaşam ve Yazgı’yı okumaya mahkumsa, annesini ölüme götüren tren yollarında yıllarca yaşayan bir ölü gibi yürümek zorunda kalan Vasili’yi, Berdiçev’li İosif’i anlamak için de bu mektubu bilmek gerekir… En azından nasıl bittiğini bilmek:

“ Vitenka mektubumu bitiriyorum ve onu gettonun çitine götürüp arkadaşıma vereceğim. Bu mektubu bitirmek kolay değil, bu mektup seninle son konuşmam, onu gönderdikten sonra senden sonsuza dek ayrılmış olacağım ve sen benim son saatlerimi hiçbir zaman öğrenemeyeceksin. 30 Haziran’da senden gelen telgrafla aldığım son habere dek her şeyi anımsıyordum. Gözlerimi kapatıyordum ve yaklaşan korkuya karşı bana siper olduğunu düşünüyordum. Çevremde olanları anımsadığımda yanımda olmadığına seviniyordum, korkunç yazgı seni görmeden geçsin diyordum… Mektubumu nasıl bitirmeliyim? Nereden güç almalıyım oğlum? Sana olan sevgimi ifade edebilecek sözler var mıdır?

Seni, gözlerini, alnını, saçlarını öpüyorum. Unutma, en mutlu gününde de, acı gününde de annenin sevgisi her zaman seninledir, onu hiç kimse öldüremez! Vitenka… İşte annenin sana yazdığı son mektubun son satırı. Yaşa, yaşa, sonsuza dek yaşa…”

Can Yayınları’ndan Vasili Grossman külliyatı yolda!

Ayşe Hacıhasanoğlu’nun 1,5 yıllık özenli çalışmasıyla Rusça’dan dilimize kazandırılan Yaşam ve Yazgı’yı Vasili Grossman’ın diğer eserleri izleyecek. Son Rus klasiklerinin yürekli yazarı Grossman’la yürüyecek çok uzun bir yolumuz var daha!

 

Şebnem SORAL

Share