Robert Walser’in özyaşam öyküsünü okumak, onun yazar olmak “zorunda bırakılışını” izlemek demek… Berlin’deki bir şatoda uşaklık yaparken en etkileyici eserlerini yaratan, genç yaşta iki kardeşinin ölümüne tanık olup I. Dünya Savaşı da eklenince iki kez askerlik yapan ve hayatının en üretken döneminde gördüğü halüsinasyonlar sebebiyle sanatoryuma yatırılıp burada ölen Robert Walser…

Gezinti’de yer alan öyküler, Walser’in çizgi dışı ve yalnız dünyasını anlamamıza yardım eden ipuçlarıyla donatılmış!

“Fazla dikkate almadığı kadınları, çok defalar yetenekleriyle eğlendirmiştir. Ancak günün birinde, göz kamaştıran, aydınlık bir öğle vakti, kibar bir yürüyüş sırasında, hışırdayan eteğini zarafetle kaldırarak heybetli bir merdivenden çıkmakta olan genç güzel bir hanımla karşılaşır. Gök gürlemesine yakalanmış ve yıldırım çarpmış gibi, kalır olduğu yerde ve selam verir. Tüm varlığı sarsılır, konuşmak ister ama ağzından tek bir kelime çıkmaz ve daima uysal bir hizmetkârı olmuş dili, onu bu kez hizmetlerinden yoksun bırakır. Çocukluğunun hisleriyle karışmış, sınırsız bir acı çöker üzerine.

Âşıktır!

Toprak, hava, dünya kucaklar onu. Ansızın her şey ona kaygısız ve güleryüzlü görünür. Kendini kadına hissettirir ama o sadece küçümseyen, garip bir bakış yöneltir adama. Kadının çalılıklar, kapılar ardında gözden kaybolmasını izler. Uzun süre sabırla bekler; ancak kadın, ortadan kaybolmuştur. Bitkin bir halde yürüyüp uzaklaşır.”

 

İsviçreli yazar Robert Walser’in 1916 ve 1917 yıllarında yayımlanan öykülerini bir araya getiren Gezinti, yazarın çok az bilinen çalışmalarını Türk okuruna sunuyor.

 

Savaş sonrası az sayıda basılan derlemelerde yer aldıkları ve edebiyat dünyasına geç takdim edildikleri için çok bilinmeyen bu öyküler, Walser’in kısa düzyazının ustası olduğunu kanıtlıyor. Gezinti, taşıdığı  otobiyografik izlerle yazarın yalnız dünyasına konuk olmamızı sağlıyor.

 

Gezinti, “Walser’in farklılığı, yazarken içindeki korkuyu daima inkâr etmesi, bir tarafını sürekli olarak dışarıda bırakmasıdır. Ondaki asıl tekinsiz yan, bu yokluktadır,” diyen Elias Canetti’yi haklı çıkaran bir eser…

 

ROBERT WALSER

ROBERT WALSER, 1878’de İsviçre’de doğdu. 1895’te aktör olmak için Stuttgart’a gitti; ancak bu gerçekleşmeyince 1896’da Zürich’e yerleşti. İlk şiirleri 1898 yılında yayımlandı. Bir süre sonra çalışmaları, Franz Blei’ın dikkatini çekti; onun aracılığıyla Die Insel dergisinin çevresinde bir araya gelen yazarlarla tanıştı; bu dergide öykü ve şiirleri yayımlandı. Araya giren askerlik döneminde yaşadıkları, 1908’de yayımlanacak Der Gehülfe’ye temel oluşturdu. İlk kitabı Fritz Kocher’s Aufsätze, 1904’te Insel Yayınevi’nden çıktı. Walser, 1905’te Berlin’e taşındı. O yıllarda pek çok kısa öykünün yanı sıra Tanner Kardeşler, Jacob von Gunten ve Der Gehülfe’yi de kaleme aldı. 1913’te yeniden İsviçre’ye dönen Walser, bu dönemde düzyazı ve öykülere yoğunlaştı. Savaş yıllarında yeniden askere çağrıldı. 1921’de Bern’e gitti; o dönemde üslubu daha da radikal bir nitelik kazandı. Pek çok şiir ve düzyazının yanı sıra Der Räuber adlı romanı da bu döneme aittir. Bu çok verimli yılların ardından Walser, 1929’dan itibaren sağlık sorunları nedeniyle ölünceye dek (1956) yaşamını bir sanatoryumda geçirdi.

Robert Walser’ın Can Yayınları’ndaki diğer kitabı:

Tanner Kardeşler, 2011

 

GEZİNTİ

Yazar: Robert Walser

Çeviri: Cemal Ener

Tür: Öykü

Sayfa sayısı: 211

Fiyatı:  15 TL

Yayın tarihi: 22 Kasım 2011

Share