Umulmadık ihanetler yüzünden kapımı ve gönlümü kapattığım o günlerden sonra ilk kez kaleme sarılıyorum. Uzun suskunluklardan kat kat olmuş düşüncelerimi geçikmiş de olsa sana anlatma sevincindeyim. Bulutların yere düştüğü, gri ve cinayet sıkıntısı bu günde sana yalnızlığımdan yalnızlığını bozacak satırlar gönderiyorum.

Ben yoktum kaç zamandır…… Karanlığı başlayan gençliğimle kovdum kendimi bildiğim tüm şehirlerden. Kaçtım bana sürekli bedel ödeten aşklardan, gülüşünde yılan büyüten kadınlardan, beni anlamayan dostlardan. Yeni bir aşkın korkusu ve cehennem telaşı günler nice zoraki yolculuklara çıkardı beni. Ben yoktum kaç zamandır… Kimsesizliğin kokusu sinmiş evime yaşadıklarımı unutmaktan yeni döndüm. Biliyor musun? Sayısız mektup almaktan ve mektupların hepisinin sana ait olmasından çok mutlu oldum. Tanışmaları çoğaldıkça daha çok yalnızlaşan bu kırılgan adamı ellerinden bırakıp düşürmediğin için sağol. Ben bilmediğim yerlerden her dönüşümde kırık ve ince birşeyler getiririm, herkesin sevmeyeceği alışkanlıklar edinirim. Şimdi canını acıtacak uzun uzun cümleler kurmaktan çekiniyorum.

Düşüncesini bana çevirmiş seni, nasıl görmezlikten gelirdim? Hem bazı paylaşımlar aynı gecede ‘gökyüzüne bakılınca’ başlarmış. Bak! Aynı yıldıza dokunmuşuz.. Senin de aynı yıldızın tozu kalmış ellerinde, mektuplarında. Ya tuttuğun dilekler?!..Kalbinde sakladığın, öpüp öpüp yolladığın kelimelerini nasıl okumadan dururdum?Bak! Zaman aramıza düşmüş. Adını koyma şimdi hiçbir şeyin. Ilk insanın kalbimde saklı sevgiye ve sevince benzeyen her şey. Bekle paylaşılacak.

Kutsal meraklı kız! bilmediklerini süslüyorum. Dur ama önce kaybetmek korkusundan arınayım… Çünkü son kibritle, fırtınada yaktım ben bu ateşi. Umudum azalıp, dilenmeye bile gücümün kalmadığı bir zaman çıktım ben bu yola. O kadar ölüm çağırmışken bir yanım öldü sadece. O zaman anladım insanların teslim olmayan yanlarının olduğuna. Insanlığın yaşı kadar bu meydan okuma. En ağır yenilgilerde soylu bir direniş var. Son kibritle, fırtınada yaktım ben bu ateşi. Tek başına tamamlanır mı mevsimler, özlemler biter mi, biter mi ayrılıklar? Büyür mü insan tek başına, yeniden var olabilir mi tam bilmiyorum.

Çocukluğumdan çalanlar gençliğime de saldırdılar. Tanıdıklarımın çoğu yalancı, yaşadığım şehir yalancı diye, yüzünü yattığı sokak köşelerine gizleyen bir sokak çocuğu gibi yaşadım. Güzellikler azaldı diye eski ceketimde sayısız düş biriktirdim. Yüreğimin son limanından sayısız gemiler kalktı çok uzaklara…

Ah hüzün delisi kız! Benim kalbim niye durmuştu? Dualar henüz okunmamıştı. Ölü yıkayıcım huylandığım yerlerimi yıkarken kahkaha ile hortladım hayata. O gün bugündür gören kaçıyor beni. Kapım çalınmayalı ne kadar oluyor hatırlamıyorum. Bu şehir ölümleri taşımıyormuş, bilmiyordum. Şimdi sen ellerinde ayışığı şiirleri ile geleceksin diye ömrümün odalarını topluyorum. Sevgi hâlâ gündemde…

‘Her şeyi bir çırpıda söylemek, yazmak mümkün değil’ dedim. Ama sözcüklerin tezgâhını kurdum. Söyleyecek o kadar şey varken susmayacağım artık. Bıktım yorgun bekleyişlerden. En uzak yerinde bile olsam zamanın, sesim içimin uzun koridorlarından yankılanıp, tüm insanlara ulaşacak. Herşeyi bir çırpıda söylemek, yazmak mümkün değil. Bekle… Beni suçlarında ve iyiliklerinde sakla…

Acıyan yerlerinden öperim…

Ertan AKYÜZ

Share